5 sonuçtan 1 ile 5 arası

Konu: Çocuklarımızı yetiştirirken !

  1. #1

    Üyelik tarihi
    16.08.2014
    Yer
    KONYA /ÇUMRA
    Mesajlar
    402

    ÜSTÜN DÖKMEN YAZILARI ( Çocuk yetiştirirken neler yapmalıyız neler yapmamalıyız)

    Soran Adam
    BUNU MU İSTİYORSUNUZ?
    (Okumadan Geçmeyin)

    • Çocuğunuz;
    – Varsın, bir çivi bile çakamasın…ama, dersleri iyi olsun.
    – Varsın, omuzlarda cenaze taşıyanlara bön bön baksın…ama, matematiği düzgün olsun.
    – Varsın, evin çalan telefonuna cevap veremesin…ama, notları yüksek olsun.
    – Varsın, eve gelen misafirlerinizle üç kelime konuşamasın…ama, fen lisesine gitmiş olsun.
    – Varsın, ağlayan bir çocuk görünce ona gülsün…ama, sınıfın birincisi olsun.
    – Varsın,kendisinin fazladan harçlığı olduğu halde; kantinden simit alamayan çocuklarla alay etsin…ama, öğretmenlerinin gözdesi olsun.
    – Varsın, başını okşayıp hatırını soran bir yetişkine dönüp; “ Ya siz nasılsınız efendim…” diyemesin…ama, yabancı dili mükemmel olsun.
    – Varsın, oyun arkadaşları olmasın…ama, sınavlarda “on” çeksin.
    – Varsın;
    – Taziye nedir,bilmesin,
    – Başın sağ olsun ne demek, anlamasın,
    – Geçmiş olsun kime denir,niçin denir, haberi olmasın,
    – Uğurlar olsun, ne anlama gelir farkında olmasın,
    – Ama… karneleri süper olsun.
    – Evet…varsın, tek dostu olmasın…ama, iyi gelir getiren bir mesleği olsun…öyle mi…

    • Bu çocuğu bu hale nasıl mı getirdiniz:
    – Bandı üç ay geriye sararak, çocuğunuzla “nelerden ibaret” olan iletişiminizi dinlemek ister misiniz;
    – “Oğlum, çıkar üstünü-başını…doğru derslerinin başına…
    – Kızım, öğrenemedin gitti şu işi…hafta içi sokak-mokak yasak…
    – Ne gezmesi…sen önce ödevlerini bitir.
    – Oyun mu…gelmeyeyim yanına…
    – Geçen dönemin berbat karnesini unuttuğumu sanma…
    – Birazdan tek tek bakacağım ödevlerine…
    – Yavrum, bıktım ama her akşam ders çalış demekten…
    – Şu odanın hali ne küçük bey…
    – Hayır efendim…siz de ana-baba olunca her akşam bol bol televizyon izlersiniz…
    – Haftaya veli toplantısı var biliyorsun değil mi küçük hanım…
    – Çocuklar…kesin şamatayı da elime sopa almayayım…
    • Çocuğunuzla bilmem ama,bu tarzınızla kimseyle iletişim kuramazsınız.

    • Mesela, çocuğunuz hakkında şunları hiç merak ettiniz mi:
    – Elinin neye yatkın olduğunu,
    – Gönlünün neler arzuladığını,
    – Dilinin neye uyumlu olduğunu,
    – Gözlerinin zevkini,
    – Hangi oyunlardan hoşlandığını,
    – Neleri “merak” ettiğini,
    – Arkadaşları ile en çok hangi oyunları oynadıklarını,
    – Hangi oyunlarda başarılı olduğunu,
    – Futbolla ilgisini, basketle arasını, satrançla havasını…hiç merak ettiniz mi acaba.
    – Bisiklet sürmeyi öğrenip öğrenmediğini,
    – Resim dersiyle ilgisini,
    – Müzikle arasını…hiç mi sormadınız…

    • Öyleyse çocuğunuzla:
    – Ayağı yere basan bir iletişim kuramazsınız.
    – Her sözünüze tepkili olması,
    – Lafı ağzınıza tıkaması,
    – Bazen de sizi terslemesi,
    – Hayallerinizin suya düşmesi…hep bundandır…canım kardeşim.

  2. #2

    Üyelik tarihi
    16.08.2014
    Yer
    KONYA /ÇUMRA
    Mesajlar
    402

    Ne verirlerse onu yiyeceğiz..:(

    ÇOK MU ZOR?
    Ananeniz öpülesi elleri parçalanırcasına, ovalaya ovalaya tarhana yaparken,
    Siz, "Aman anane be, boş versene" deyip, marketten hazır çorba alıyordunuz ya...
    Anane rahmetli oldu ve siz, o tarhananın tarifini ananeden alıp, bir kenara yazmadınız ya...
    İşte o nedenle, siz, genetiği değiştirilmiş organizma yemekten kurtulamazsınız maalesef.
    Ne verirlerse
    Onu yiyeceksiniz.
    Kız evlat yetiştiriyorsunuz, en iyi okullara gönderiyorsunuz.
    Piyano çalıyor, İngilizce konuşuyor, Grammy alanları tek tek biliyor.
    Bilmeli.
    Ama alt tarafı limon, şeker ve su kullanıp, limonata yapmasını bilmiyor!
    Yoğurdu çırpıp, ayran yapamıyor, ayran...
    İşte o nedenle, kızınız, genetiği değiştirilmiş meşrubat içmeye mahkûm,
    maalesef torunlarınız da.

    Zahmet edip sütlaç yapmadığınız için, kek yapmaya üşendiğiniz için,
    İçinde ne olduğunu bilmediğiniz gofretleri, mısır patlaklarını kemiriyor sizin oğlan!
    Hamur tutmayı, şöyle mis gibi ıspanaklı bi börek yapıp, çantasına koymayı bilmediğiniz için, hamburger bağımlısı oldu.
    Tahin-pekmezi " köylü işi " vıcık vıcık yağ fışkıran kremaları "modernite" sandığınız için,
    Daha 10 yaşında çocuklarımız balona döndü, yuvarlana yuvarlana yürüyor, tıkanıyor, merdiven çıkamıyor.

    Size zor geliyor ama zor mu evde yoğurt yapmak?
    İstanbul'un güneşi müsait değil, anlarım, zor mudur İzmir'de,
    Antalya'da, Adana'da evde salça yapmak?
    Şikâyet edip duruyorsun, içine katkı maddesi konuyor, zorla beyazlatılıyor diye...
    İster tam buğday unundan, ister çavdardan, hakikaten zor mudur evde
    ekmek yapmak?
    Bütün ailen kabız...
    Tonla para verip, abuk sabuk ambalajlı-meyveli saçmalıklardan medet umacağına, niye öğrenmiyorsun kabak tatlısı yapmayı?

    Güya, çoluğunu çocuğunu düşünüyorsun, taze taze yesinler diye, pazara gidiyorsun
    Eğri büğrü biberlere, doğal olduğu için tuttuğunda ezilen domateslere ağız burun kıvırıyorsun, hormonlu, tornadan çıkmış gibilerini alıyorsun
    Ne işe yaradı senin pazara gitmen?

    Kocanız da, bu satırları okuyup, size akıl verecek şimdi...
    Söyleyin ona, ukalalık etmesin, götürün aktara, hatmi çiçeğiyle zencefili birbirinden ayırt etsin, ondan sonra konuşsun!

    Enginar, börülce, radika, cibes pişirmekten haberin yok;
    Gazetelerin tiraj almak için uydurduğu uzmanlarından fıldır fıldır brokoli tarifleri öğreniyorsun...
    Brüksel lahanası yiyerek mi AB'ye gireceğini sanıyorsun?

    Çin'den bal getiriyorlar mesela...
    Taaa Arjantin'den, Meksika'dan bal getiriyorlar.
    Neymiş efendim, içinde genetiği değiştirilmiş organizma olabilirmiş falan...
    İçinde tavuk ibiği, maymun kulağı olmadığına şükredin!
    Ben iddia ediyorum;
    Kaşla göz arasında frankeştayn ürünlere kapıları açan arkadaşlarla, Amerikan çiftçilerinin avukatı profesörlerimiz, sırf karakovan balına sahip çıksa, Şemdinli'de, Pervari'de terör bile azalır, terör bile...

    Uzatmayayım.
    Mutfak genetiğimizi kaybettik biz.
    Elin adamı, mısırdan, soyadan, domatesten önce beynimizin DNA'sını değiştirdi!

    Hurrraaa diye köyden kente göçerken, dışarda tıkınmayı şehirleşme zannettik. Ambalajlı ürün tüketmeyi, zenginleşme zannettik.

    Dolayısıyla, ya kafayı değiştirip, özümüze döneceğiz,
    Ya da ne verirlerse onu yiyeceğiz.

    Yılmaz ÖZDİL
    Konu hatice tarhan tarafından (29.06.2015 Saat 13:54 ) değiştirilmiştir. Sebep: ev yapımı özümüze dönelim yeni nesil beslenmesi

  3. #3

    Üyelik tarihi
    16.08.2014
    Yer
    KONYA /ÇUMRA
    Mesajlar
    402

    Bir annenin mısır şurubu ile savaşı!

    Bir annenin mısır şurubu ile savaşı!

    Habertürk yazarlarından Damla Çeliktaban, bir anne olarak mısır şurubundan yapılan gıda maddelerine karşı verdiği mücadeleyi anlattı. Mısır şurubunun zararlarının saymakla bitmeyeceğini bildiren Çeliktaban, zararlarının ortaya konmasına rağmen mısır şurubunun kotasının her yıl yasayla artırıldığına dikkat çekti.



    Habertürk yazarlarından Damla Çeliktaban, halk arasında NBŞ olarak bilinen mısır şurubunun zararlarının saymakla bitmediğine dikkat çekti. Mısır şurubundan yapılmış ürünleri tüketmemesi konusunda bir anne olarak çocuğuna karşı verdiği mücadeleyi de yazısında paylaşan Çeliktaban, “Doğduğundan beri oğlumu paketli gıdalardan uzak tutmaya çalışıyorum. Kutuda meyve suyu, krakerler, cipsler filan derken başarılı oldum sayılır ama çikolata, şeker, bisküvilere gücüm tam da yetmiyor. Etiket hafiyeliği konusunda epeyce geliştim. Ne zaman paketli bir şey almaya mecbur kalsam etiketini didikliyorum" dedi.

    EN KORKUNCU MISIR ŞURUBU!

    Çeşit çeşit katkı maddeleri arasında kendisine en korkunç gelenlerden birisinin NBŞ (glikoz, fruktoz şurubu veya mısır şurubu ya da nişasta bazlı şeker) olduğunun altını çizen Çeliktaban, “Etikette bunu görürsem bizim oğlana, 'Bu sağlımız için zararlı, yiyemeyiz' diyorum. Hatta geçenlerde bir uçak seyahatinde servis edilen 'ev usulü' kekin etiketin yazdığı için Uzay'ı ağlatmak pahasına yemesine izin vermedim. Abartıyor muyum sizce? Hiç sanmam." İfadelerine yer verdi.

    ZARARLARINI ŞÖYLE SIRALADI

    Mısır şurubunun, doğal şekerden çok daha ucuz olduğu ve daha fazla dayandığı için üreticiler tarafından tercih edildiğini bildiren Çeliktaban, NBŞ yani mısır şurubunun zararlarını şöyle sıraladı:

    “Bu maddeyi karaciğerimiz algılayamıyor ve bu yüzden beyne tokluk hissi gönderemiyor. Bu da insanda sürekli yemek yeme ihtiyacı uyandırıyor. Ayrıca karaciğerin içinde parçalanıp enerjiye dönüştüremediği için vücut bunu yağ olarak depoluyor. Mısır şurubu tokluk hissi yaratmamanın yanı sıra obezite, diyabet, kalp rahatsızlıkları, pankreas kanseri, kolesterol gibi birçok hastalığa giden yolun başında duruyor. Çocuk Hastanesi Oakland Araştırma Enstitüsü tarafından yapılan bir araştırmada, bağırsakların glikoz şurubunu emmek için daha fazla enerji harcadığı, bu enerjiyi de bağırsağın bütünlüğünü korumak için kullandığı enerjiden aldığı bulundu. Bu durumun kolit gibi rahatsızlıkların ortaya çıkmasına sebep olduğu ortaya çıktı"

    BAKLAVA ALIRKEN MUTLAKA SORUN!

    Mısır şurubunun sadece paketli gıda üreticileri tarafından değil tatlıcılar ve pastanelerde de kullanıldığı uyarısında bulunan Çeliktaban, bundan dolayı kendisinin baklava alırken mutlaka içinde 'mısır şurubu' var mı diye sorduğunu kaydetti.

    ASIL SKANDAL KOTA ARTIŞLARINDA YAŞANIYOR

    Mısır şurubunda yaşanan asıl skandalın ise kota artışlarında yaşandığını vurgulayan Çeliktaban, buradaki çelişkiye “Bilim zararlı diyor, yasa artırıyor" şeklinde tepki gösterdi. Haziran ayı başında Bakanlar Kurulu tarafından 2014-2015 yılında nişasta kökenli şekerler için 250 bin ton olarak belirlenen kotanın yüzde 30 oranında artırıldığını hatırlatan Çeliktaban, şunları kaydetti:

    “Şeker-İş Sendikası'nın verilerine göre, Avrupa'da kişi başına 1 kg'nin altında NBŞ düşerken Türkiye'de bu miktar 4 kg'yi de geçiyor. Fransa, Hollanda ve İngiltere'de NBŞ hiç üretilmezken Almanya'da bu oran pancar şekerinin yüzde 1.9'unu geçemiyor. Buna göre, 300 milyon kişilik olan 15 AB ülkesinde toplam 300 bin ton olan NBŞ üretim izni, 70 milyonluk Türkiye'de 325 bin tona yükseldi. Velhasıl sigara, obezite, alkol gibi insan sağlığına zararlı maddelere savaş açmış gibi görünen yöneticilerimiz, konu NBŞ'ye geldi mi cömertçe kotaları artırıyor. Bize de yurtdışından işlenmemiş şeker sipariş etmek, çocuğumuza sürekli 'onu yiyemezsin, bunu yiyemezsin' demek düşüyor"ndan Damla Çeliktaban, bir anne olarak mısır şurubundan yapılan gıda maddelerine karşı verdiği mücadeleyi anlattı. Mısır şurubunun zararlarının saymakla bitmeyeceğini bildiren Çeliktaban, zararlarının ortaya konmasına rağmen mısır şurubunun kotasının her yıl yasayla artırıldığına dikkat çekti.


    Habertürk yazarlarından Damla Çeliktaban, halk arasında NBŞ olarak bilinen mısır şurubunun zararlarının saymakla bitmediğine dikkat çekti. Mısır şurubundan yapılmış ürünleri tüketmemesi konusunda bir anne olarak çocuğuna karşı verdiği mücadeleyi de yazısında paylaşan Çeliktaban, “Doğduğundan beri oğlumu paketli gıdalardan uzak tutmaya çalışıyorum. Kutuda meyve suyu, krakerler, cipsler filan derken başarılı oldum sayılır ama çikolata, şeker, bisküvilere gücüm tam da yetmiyor. Etiket hafiyeliği konusunda epeyce geliştim. Ne zaman paketli bir şey almaya mecbur kalsam etiketini didikliyorum" dedi.

    EN KORKUNCU MISIR ŞURUBU!

    Çeşit çeşit katkı maddeleri arasında kendisine en korkunç gelenlerden birisinin NBŞ (glikoz, fruktoz şurubu veya mısır şurubu ya da nişasta bazlı şeker) olduğunun altını çizen Çeliktaban, “Etikette bunu görürsem bizim oğlana, 'Bu sağlımız için zararlı, yiyemeyiz' diyorum. Hatta geçenlerde bir uçak seyahatinde servis edilen 'ev usulü' kekin etiketin yazdığı için Uzay'ı ağlatmak pahasına yemesine izin vermedim. Abartıyor muyum sizce? Hiç sanmam." İfadelerine yer verdi.

    ZARARLARINI ŞÖYLE SIRALADI

    Mısır şurubunun, doğal şekerden çok daha ucuz olduğu ve daha fazla dayandığı için üreticiler tarafından tercih edildiğini bildiren Çeliktaban, NBŞ yani mısır şurubunun zararlarını şöyle sıraladı:

    “Bu maddeyi karaciğerimiz algılayamıyor ve bu yüzden beyne tokluk hissi gönderemiyor. Bu da insanda sürekli yemek yeme ihtiyacı uyandırıyor. Ayrıca karaciğerin içinde parçalanıp enerjiye dönüştüremediği için vücut bunu yağ olarak depoluyor. Mısır şurubu tokluk hissi yaratmamanın yanı sıra obezite, diyabet, kalp rahatsızlıkları, pankreas kanseri, kolesterol gibi birçok hastalığa giden yolun başında duruyor. Çocuk Hastanesi Oakland Araştırma Enstitüsü tarafından yapılan bir araştırmada, bağırsakların glikoz şurubunu emmek için daha fazla enerji harcadığı, bu enerjiyi de bağırsağın bütünlüğünü korumak için kullandığı enerjiden aldığı bulundu. Bu durumun kolit gibi rahatsızlıkların ortaya çıkmasına sebep olduğu ortaya çıktı"

    BAKLAVA ALIRKEN MUTLAKA SORUN!

    Mısır şurubunun sadece paketli gıda üreticileri tarafından değil tatlıcılar ve pastanelerde de kullanıldığı uyarısında bulunan Çeliktaban, bundan dolayı kendisinin baklava alırken mutlaka içinde 'mısır şurubu' var mı diye sorduğunu kaydetti.

    ASIL SKANDAL KOTA ARTIŞLARINDA YAŞANIYOR

    Mısır şurubunda yaşanan asıl skandalın ise kota artışlarında yaşandığını vurgulayan Çeliktaban, buradaki çelişkiye “Bilim zararlı diyor, yasa artırıyor" şeklinde tepki gösterdi. Haziran ayı başında Bakanlar Kurulu tarafından 2014-2015 yılında nişasta kökenli şekerler için 250 bin ton olarak belirlenen kotanın yüzde 30 oranında artırıldığını hatırlatan Çeliktaban, şunları kaydetti:

    “Şeker-İş Sendikası'nın verilerine göre, Avrupa'da kişi başına 1 kg'nin altında NBŞ düşerken Türkiye'de bu miktar 4 kg'yi de geçiyor. Fransa, Hollanda ve İngiltere'de NBŞ hiç üretilmezken Almanya'da bu oran pancar şekerinin yüzde 1.9'unu geçemiyor. Buna göre, 300 milyon kişilik olan 15 AB ülkesinde toplam 300 bin ton olan NBŞ üretim izni, 70 milyonluk Türkiye'de 325 bin tona yükseldi. Velhasıl sigara, obezite, alkol gibi insan sağlığına zararlı maddelere savaş açmış gibi görünen yöneticilerimiz, konu NBŞ'ye geldi mi cömertçe kotaları artırıyor. Bize de yurtdışından işlenmemiş şeker sipariş etmek, çocuğumuza sürekli 'onu yiyemezsin, bunu yiyemezsin' demek düşüyor"

  4. #4

    Üyelik tarihi
    16.08.2014
    Yer
    KONYA /ÇUMRA
    Mesajlar
    402

    Çocuklarımızı yetiştirirken !

    Çılgın Annenin Dünyası
    “NASIL BULMAK İSTİYORSAN ÖYLE BIRAK” YAZIYORUZ TUVALETLERİMİZE BİLE.
    KALBİMİZE VE ÜLKEMİZE DE YAZABİLSEK KEŞKE.

    Oğlum Arda iyilik yapmayı çok seviyor. Ne garip ki gurur duymamız gerekirken, bu kadar yardımsever ve merhametli olması iyi mi kötü mü düşünür olduk babasıyla. Neden mi?

    Geçenlerde çocuk parkında bir olaya şahit oldum. Bir çocuk ağlayarak annesinin yanına geldi ve bir çocuğun ona vurduğunu söyledi annesine. Parka geldiğinden beri komşusuyla dedikoduya dalmış parkı çitlediği çekirdeklerle katletmekle meşgul anne beklentimin çok dışında bir tepki verdi çocuğuna.

    “Neden geliyorsun yanıma? Ben sana ağlayarak gelme yanıma demedim mi? Sana vuruyorlarsa sen daha çok vur demedim mi?” dedi, çocuğu kolundan tutup sallarken. Dehşete düşmüş bakakaldım kadına. Sonra çocuğunun kolundan sertçe tutup olay yeri inceleme ekibi edasında parktaki o çocuğu aramaya başladı “göster bakim hangisi?” diye naralar ata ata.

    Bu telkinlerle yetişen çocuklar içine mi büyütüyorum Allah’ım oğlumu dedim kendi kendime. Kurtlar içindeki kuzu gibi. Herkese iyi davranmasını söylerken; ona her an saldırabilecek çocuklara karşı savunmasız mı bırakıyordum.

    Geneli inceleyecek olursak; maalesef yeni nesil anneler bencil çocuklar yetiştiriyor. Kendi çocuklarını düşündüklerini sanırken, korkunç bir gelecek hazırlıyorlar, yine kendi çocukları için. Herkes sadece kendini ve kendi çocuğunu düşünürse bencil bir toplum içinde yalnız nesiller yetiştiririz.

    “Sakın metroda kimseye yer verme.” diyen anneler duydum. Bir gün kendileri ya da çocukları oturmaya ihtiyaç duyduklarında “sakın yer verme” diye yetiştirilen bir başka çocuğun karşısında ayakta dikilmek zorunda kalacağını unutanlardan.

    Zaten çizgi filmler, oyunlar yeteri kadar şiddet içerir çocuklarımızı sürekli kazanmaya, daha güçlü olmaya, karşısındakini yenmeye yönlendirirken “sana vururlarsa sen daha çok vur” diyen anneler duydum. Bir gün kendi çocuğundan daha sağlam vuran birinden dayak yiyebileceğini unutan annelerden.

    “Sakın oyuncağını verme çocuklara” diyen anneler gördüm. Çocuklarını paylaşmaktan yoksun bıraktıklarını ve yalnızlığa ittiklerinden bir haber annelerden.

    Nasıl bir topluma hazırlamalıyım çocuğumu Allah’ım diyorum. Kendimle çelişkiye düşer oldum artık. Daha dün akşam kötü bir tecrübe yaşadık ailecek.

    Hemen herkesin çocuk giyimi için tercih ettiği çok bilindik bir markanın bir şubesinde pantolon bakarken. Oğlum “anne çalışanların işi ne kadar zor herkes bozuyor onlar yeniden yerleştiriyor.” dedi. Onayladım. “Yardım edeceğim” dedi fırladı gitti. Yerde ve boşta bulduğu askıları çalışanlara götürmeye başladı. Gözlemledim ve neredeyse hiç birinin oğluma teşekkür etmediğini gördüm. Oğlum 6 yaşında ve kimseden rica etmeden bir şey istemez ve hemen her şeye teşekkür eder. Öyle yüzlerine bakıp beklediğini gördüm. Bir kişi hariç hiçbir teşekkür etmedi çünkü. En son bir çalışan eliyle soyunma kabinlerini gösterince Ardayı yanıma çağırdım. “Ne dedi sana” dedim. “Al onları soyunma kabinine bırak dedi anne” dedi. “Yardım etme bu kadar yeter” dedim. Çalışanlara öfkem sesime o kadar yansıdı ki oğlum geri adım attı. Ağladı ağlayacak bir sesle “İyi bir şey yapıyorum ama ben yardım ederek.” dedi. Babasıyla birbirimize baktık. Babası “hak edene yap iyiliği” dedi. Fakat 6 yaşındaki bir çocuk “hak edeni” nasıl bilecekti? “İyi bir şey yapıyorsun evet ama insanlar seni kullanmaya başladığında bu senin açından iyi olmaz” diyebildim sadece.

    Rica etmek, teşekkür etmek, merhametli olmak insana bir şey kaybettirmez. Çocuklarımızı bencillik ve yalnızlık içinde büyütürsek öyle bir toplum yaratırız çocuklarımıza. Bu iyilik yapayım derken kötülük yapmaktan başka nedir? Markette, okulda, sokakta, birbirimizin yetiştirdiği çocuklarla beraber olacak hepimizin yavruları. “Nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak” yazıyoruz tuvaletlerimize bile. Kalbimize ve ülkemize de yazabilsek keşke.

    ŞİMDİ BEN DE TÜM BU YAZDIKLARIMA UYGUN DÜŞECEK ŞEKİLDE BU YAZIYI OKUDUĞUNUZ İÇİN HEPİNİZE “TEŞEKKÜR EDİYORUM” VE DAHA ÇOK ANNEYE ULAŞABİLMEMİZ İÇİN PAYLAŞMANIZI “RİCA EDİYORUM. HEPİMİZ İÇİN SEVGİ VE MERHAMET DOLU BİR DÜNYA DİLİYORUM.

  5. #5

    Unhappy "Çocuklarınızı ev kazasından koruyun. TÜM ANNE BABALAR İZLEMELİ !"

    "Çocuklarınızı ev kazasından koruyun. TÜM ANNE BABALAR İZLEMELİ !!!

    Konu Rukiye Vural tarafından (01.12.2015 Saat 11:28 ) değiştirilmiştir.
    Mutfak Perisi

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •