9 sonuçtan 1 ile 9 arası

Konu: doğal yaşama kaçanlar

  1. #1

    doğal yaşama kaçanlar

    SADECE YÜZ EŞYAYLA YAŞAMAYA DAVET EDİLSENİZ!

    Bir internet sitesi, tüketicileri sadece ve sadece 100 adet kişisel eşyayla yaşamaya davet ediyor. Yani kıyafet, kozmetik, ayakkabı, kitap, kalem, her şey toplam 100 parça edecek. Sitenin çağrısı büyük ilgi görüyor ve internet kullanıcılarından hatırı sayılır sayıda bir grup, kişisel eşyalarını hayır derneklerine bağışlayıp hayatlarındaki kalabalıktan kurtuluyor.

    Hikâye psikologlara göre şu: insanlar, iyi ya da berbat, yaşamlarındaki tüm değişikliklere çabucak alışıyor ve doğalarında var olan sabit mutluluk seviyesine bir an önce ulaşmaya çalışıyorlar.

    Ebeveynlerinden birini kaybeden bir insanın bir süre sonra eski mutluluk ve neşesine kavuşması da bu yüzden, yalı alanın birkaç yıl sonra yalıda oturmayı kanıksayıp eskisi kadar 'mutsuz' olması da!

    Yani para mutluluk getirmiyor denemez ama, parayla satın alınan mallar mutluluk getirmiyor.

    Şan dersleri, seyahatler, piknikler, tiyatro oyunları filansa başka. Farklı tecrübeler hayatı zenginleştirip memnuniyeti yükseltiyor. Los Angeles'li filmci Roko Belic dünyayı dolaşıp "Happy - Mutlu" isimli bir belgesel üzerinde çalışıyor.

    New York Times gazetesinin haberine göre bir üst düzey yönetici daha San Fransisco'nun lüks semtlerinden birindeki evini bırakıp, hayatını tamamen değiştirip, Malibu plajında bir karavana taşındı. Haftada üç dört gün sörf yapabildiği için şu anda ufacık karavanda çok daha mutlu bir hayat yaşadığını anlatıyor...

    AVUCUNUZU AÇMAYI DENEDİNİZ Mİ?

    Asya'da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak var: Bir Hindistan cevizi oyuluyor ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanıyor. Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılıp oradan içine tatlı bir yiyecek konuyor. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı büyüklükte oluyor. Yumruk yaptığında ise elini dışarı çıkaramıyor. Maymun tatlının kokusunu alıyor, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokuyor ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksız olduğundan sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkmıyor. Avcılar geldiğinde maymun çılgına dönüyor, ama kaçamıyor. Aslında bu maymunu tutsak eden hiçbir şey yok. Onu sadece, kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiş durumda. Yapması gereken tek şey, elini açıp yiyeceği bırakmak. Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlü ki, bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülüyor...

    Bizleri de tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuz. Tüm yapmamız gereken; elimizi açıp benliğimizi, bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla özgür olmak.

    Bu örnekle benzeştirirsek; ben, sahip olduğumuzu düşündüğümüz her şeyin bizim için birer tuzak olduğunu fark etmediğimizi düşünüyorum:

    - Çoğunlukla konuşmaktan fazla bir özelliğini kullanmadığımız son model cep telefonlarına sahip olmak...

    - Ortalama 15 m2´sini kullandığımız ama kullandığımız alandan 10–20 kat büyük evlere sahip olmak...

    - Belki bir kez giydikten sonra çok uzun sure dolabımızın bir köşesinde unuttuğumuz günün modasına uygun giysilere sahip olmak...

    - Okumadığımız kitaplara sahip olmak...

    - Asla kadranın gösterdiği sürate ulaşamayacağımız en süratli arabaya sahip olmak...

    - Bize günde 3–5 kez zamanı, başkalarına sürekli zenginliğimizi gösteren kol saatlerine sahip olmak...

    - Vakit bulup gidilemeyen, gidilse bile dinlendirmekten çok uzak; deyim gerekiyorsa yorgunluktan haşatımızı çıkaracak deniz kenarına yakın bir yazlık, bir dinlence evine sahip olmak...

    - Oturmadığımız koltuk takımları, izlemediğimiz dev ekran televizyonlar; kullanmadığımız, faydalanmadığımız daha nelere sahip olmak veya sahip olduğumuzu sanmak…

    - Sadece çevre olsun diye bulunduğumuz ortamlar ve arkadaşlıklar...!

    İşte tüm bunları o maymun gibi; avucumuzda tuttuğumuz sürece (faydalanamasak bile) sahip olduğumuzu sanmıyor muyuz? EVET

    Ve ancak parmaklarımızı gevşetip bunlardan vazgeçtiğimiz zaman gerçekten özgür olup tüm yeteneklerimizi kullanabilir hale gelmeyecek miyiz? EVET

    Aslında biz bu dünyaya sahip olmaya değil, şahit olmaya geldik. Bunu bir anlayabilsek...

    Açsak avuçlarımızı da kendimizi bir serbest bıraksak…

  2. #2
    geri dönüşümcüler için 100 eşya seçeneğini biraz yükseltebilirmiyiz bizim boyalarımız ve fırçalarımız olmadan mutlu olamayız ki. Diğer tüm seçeneklere varımmmmm.

  3. #3
    :-) cok. Güzel

  4. #4

    Siz Hiç Çöpten Beslendiniz mi?

    İsim:  Bisikletli-Sahaf3-1024x768.jpg
Görüntüleme: 1323
Büyüklük:  97.5 KB (Kilobyte)
    Siz Hiç Çöpten Beslendiniz mi?
    TARAFINDAN BİSİKLETLİ SAHAF · 6 HAZİRAN 2015

    Her gün milyonlarca insan aç kalmasına rağmen, tonlarca yemek çöpe atılıyor. Bu gerçek çok uzakta değil, hemen yanıbaşınızda. Buna şahit olmak isterseniz akşam vakitlerinde bir lokanta çöpünün önünden geçmeniz yeterli olacaktır.

    Önceleri şüpheyle baktığımız çöpten beslenme alışkanlığı, zamanla bizim için bir yaşam felsefesine dönüştü. Freeganlık, böylesi bir tüketim çılgınlığı içinde yapılacak en mantıklı işlerdendir. Biz girdik bu işe, bir “boy verelim” diye bu yazıyı yazdık.

    7503900

    Çöp Karıştırmanın Felsefesi: Freeganizm

    Freegan, free ve vegan(hayvansal ürün tüketmeme) kelimelerinin birleşimi ile ortaya çıkmış bir tanım. Free hem bedava, hem de özgür anlamında. Hem ücretsiz gıda, hem de kişilere dayatılan tüketici rolünün dışına çıkma. Sisteme zaman ve emek satmamayı seçip, kullanılabilir ve yenilebilir -aslında çöp olmayan- çöplerle hayatlarını idame ettiren, kira vermeyen, benzin yakmayan birtakım ‘çılgın insan’ kendini bu adla anıyor. Aralarında üniversite öğrencileri, sanatçılar hatta ünlüler de var.

    Freeganizm, bizim deyişimizle çöpçülük, yolculuğumuzda önemli bir yer tutuyor. Çünkü yolculuklarımızın(2014 Parasız Avrupa Turu, 2015 Türkiye Masal Tohum Turu) büyük bölümü cebimizde beş kuruş olmadan geçiyor. Ve emin olun cebinizde para olmadığında kafanız daha rahat oluyor.

    Yolda ekipmanlar haricinde 2 ihtiyacımız var: Yemek ve su. Her yerde bize evini açıp yemeğini paylaşacak insan çıkmıyor. Böyle olunca yiyecek bulmak gerekiyor. Avrupa’da gördük ki, hayat standartları çok yüksek olduğu için(!), insanlar lekeli muz bile yemiyorlar. Doğrudan çöpe… Türkiye’de durum daha merhametli olsa da, çöpe giden gıda çok. Acaba şu aç insanları ve lekeli muzları nasıl buluştursak?

    Freeganist yaşam tarzından önce, bu işin felsefesi önemli. Bu yüksek eğitimli insanlar, neden çöp karıştırıyor? Yani çok para kazanıp, en janjanlı ürünleri bol bol tüketebilecekken neden? Burada başka seçeneği olmayan insanları değil; para kazanabilip patronlarına daha da çok para kazandırabilecekken, bunun zıttını tercih eden insanların düşünüş şekillerini kavramaya çalışalım. Zira çöp karıştırmak, ilk çöp kutusundan beri olan bir gerçek.

    Freeganist felsefe, içinde gönüllü işsizlik, hayvan hakları ve doğa aktivizmi, tüketim karşıtlığı gibi kavramları barındırıyor. Şirketlerin daha çok kâr etmeleri için değil, kendi için çalışma. Yani zamanına sahip olma. Para kazanma ve harcamayı reddetme(satın almama, kira ödememe vs..). Hayvansal ürün yeme ve kullanmayı reddetme. Doğaya zararlı herhangi bir eylemden kaçınma.

    Peki satın almadan, kira ödemeden nasıl yaşıyor bu insanlar? İsraf edilen yiyecekleri, kullanılabilir eşyaları çöpten veya çöpe girmeden toplama, boş bina ve arsalara hayat verme, ulaşımda kas gücüne dayalı çözümler bu amaçta izlenen temel yollardan…

    2_pro-dumpster-diver-750x400

    Son kullanma tarihi, şekil ve görüntüsü sebebiyle çöpe ayrılan market ürünleri bu insanların yiyecekleri oluyor. Konserveyi son kullanma tarihinden hemen sonra tüketmek, tipsiz bir elmayı, hafif kararmış bir muzu yemek. Zor değil, sadece yemeden önce iyi temizlemek, iyi pişirmek lazım.

    Boş bina ve arsa yerleşimleri de kira ödememek konusunda yardımcı oluyor. Terk edilmiş bir bina veya arsa, yerleşmek için uygun. Yerleş, yaşam alanını güzelleştir ve yaşa. Avrupa genelinde yaygın. Türkiye’de de sahip olduğu arsayı, evi paylaşacak insanlar var. “Gelin hep beraber yaşayalım ve direnelim” diyorlar. Tarım yapabilecek alan(toprak olan her yer) varsa, permakültür(sürdürülebilir, organik tarım), gerilla bahçeciliği, tohum topları gibi teknikleri uygulanarak üretime de geçilebiliyor. Zaten freegan felsefesinin de nihai amacı bu: Sistemin dışından el sallamak…

    Ulaşım konusunda da daha yeşil ve kas gücüne dayalı çözümler buluyor freeganlar. Otostop, bisiklet, paten ve kaykay oldukça yaygın. Hem yeşil, hem masrafsız, hem de çok daha eğlenceli. Freecycle(ücretsiz eşya paylaşımı)’dan 2. el bir bisiklet bulmak, onarıp ve kullanmak iyi bir seçenek. Hatta o bisikletle uzun yollar gitmek…

    Bu tüketim zincirine girmeme sonucunda zamanımız bize kalmış oluyor, çöp üretimi ve israf azalıyor, dünya daha yeşil oluyor ve para harcayıp sistemi desteklemiyoruz. Bağımsız oluyoruz. Durum bu.

    Mühim Not: Peki tüm bu freeganlar beraber çöpten yemek çıkarsa ve pişirip ihtiyaç duyanlarla paylaşsa nasıl olur? Dünya’nın birçok yerinde Food Not Bombs olarak buluşan insanlar, Türkiye’de de “Bombalara Karşı Sofralar” adı altında çöpten yemek çıkarıyor ve geniş sofralar kuruyor. Ayrım yapmadan, aç olan herkesi bekliyor. Biz de fırsat buldukça katılıyoruz.

    dumpster-diving

    Yolculuklarımız boyunca ne şartlarda ve nasıl çöpten besleniyoruz?

    Tohum ve Masal Turu kapsamında öğrencilerle yaptığımız bir söyleşide 8 yaşındaki bir çocuktan konu üzerine şöyle bir soru gelmişti:

    Ya çöpten hastalık kaparsanız?
    Ya insanlar çöpte bulduğunuz şeylerin üstüne tükürmüşse?
    Bir diğeri de, iğrençsiniz, diyerek son noktayı koymuştu.

    2014 yılında bisikletle yaptığımız Avrupa Turu sırasında bolca çöpten yemeye başlamıştık. Çünkü karnımız açtı ve bizim hiç paramız yoktu. Yani bu durum hem işin felsefesinden, hem de ihtiyaçtan doğdu. Para kullanmadan karnını doyurma yöntemlerine İstanbul’da yaşadığımız yıllardan alışıktık ve işte Avrupa Turu’nda parasız geçen aylar boyunca bu tecrübelerimizin meyvesini yiyecektik.

    Yoldaki ilk çöp dalışını Amsterdam pazarında yaptık. Bunun için birkaç ön hazırlık gerekti. O gün internetten tanıştığımız Nathan’ın evinde kalıyorduk. Nathan’ a halk pazarının hangi gün kurulduğunu, polislerin çöp toplayanlara karışıp karışmadığını (bu konuyu ayrıntılı anlatacağız.) ve son olarak da çöpten istediği bir şey olup olmadığını sorarak pazarın yolunu tuttuk.

    Bisikletli-Sahaf3
    Amsterdam’ da çöp karıştırmaya giderken
    Yanımızda iki büyük bisiklet heybesi ve iki de kumaş çanta vardı. Pazarın bitiş saatine bir saat kala vardık. Bir süre etrafı kolaçan ettik. Pazarda şekli ve rengi yüzünden satılamayan veya yarı çürük sebzelerin çöpe atılması için biraz daha beklememiz gerekiyordu. Biz de tezgahın altında bulduğumuz iki elmayı ısıra ısıra kanalın kıyısına oturup bekledik.

    Nihayet pazarın bitiş saati geldiğinde bizim de çöp dalışımız başlamıştı. Fakat daha pazarın çöpüne varmadan bizim heybeler dolmaya başladı, çünkü pazarcılar satılmayan meyveleri tezgahlarda bırakmışlardı, bize de bunları toplamak düşmüştü. Tezgah altından topladığımız yemekler arasında neler yoktu ki: karnabahar, avokado, beyaz havuç, soğan, patates, kavun, kiraz, domates, kereviz ve dahası. Bir yandan bu yiyeceklerin neden çöpe atıldığına şaşarken, bir yandan da heybelerimizi dolduruyorduk. Çöpün oraya vardığımızda sadece tek bir çantamız boş kalmıştı ve çöp tepelemesine yiyecekle doluydu.

    Gözümüze yarısı kesilmiş, kocaman ve sapsarı iki ananas ilişti. Çöp yığınları arasından geçip ananasları aldık, çantadan bir çakı çıkarıp üst kısmını kesip tekini oracıkta bitiriverdik.

    Eve vardığımızda topladığımız yiyeceklerle kendimize bir güzel ziyafet çektik. O gün tıkabasa yememize rağmen, bir hafta yetecek kadar daha yemek kalmıştı dolapta. Nathan’ a verebileceğimiz en güzel hediyeyi de vermiş olduk böylece.
    İsim:  GOPR1641-1024x768.jpg
Görüntüleme: 605
Büyüklük:  94.5 KB (Kilobyte)

    DCIM100GOPRO
    Çöpten çıkan hazinemiz. Amsterdam
    Çöpten Çikolata Bile Çıktı!

    Çöp dalışı bazen gerçek anlamıyla bir çöpe dalma anı da olabiliyor. Mesela yine paramız olmadığı ve çok aç olduğumuz bir gün, Macaristan sokaklarında aylaklık yapıyorduk. O gün mola verdiğimiz yer şehir merkeziydi.

    İpucu: Çöp dalışı için en uygun yerler şehir merkezleridir. Çünkü yenebilir olmasına rağmen çöpe atılan çok daha fazla yiyecek bulabilirsiniz şehirlerde.

    Bir yandan gezerken bir yandan da çöp kutularına bakıyor, dişimize göre bir şey olup olmadığını kontrol ediyorduk. Önce çöpün yanına asılmış bir poşet ekmek bulduk. Onunla biraz karnımızı doyurduktan sonra başka bir çöpte koca bir kalıp çikolata bulduk. Canın tatlı çekiyorken çöpten çikolata bulmak tarif edilemeyecek bir mutluluk olmuştu bizim için.

    Pastanelere Bayat Yiyecekleri Olup Olmadığını Sorun

    Bir başka yöntem ise şöyle: Kapanış saatlerine yakın günlük üretim yapmakla övünen fırınlara, pastanelere uğrayıp satılmayan yiyecekleri olup olmadığını sorun. Şimdiye kadar olan tecrubelerimize bakacak olursak gün sonunda pastanelerin elinde epey yiyecek kalıyor. Karnınızın aç olduğunu söyleyip yiyecek istemekten çekinmeyin. Çünkü genelde çoğu çöpe gidiyor. Bazı satıcılar ise kalan yiyecekleri barınaklara yolladığını söylüyor. Bu elbette daha güzel bir seçenek.

    Çöp Karıştırmak İsteyenler İçin İpuçları

    Freeganlığı sevdiyseniz, yemeğinizi de çöpten toplamak isterseniz işte buyrun size altın kurallar… *
    Bu ipuçlarını takip ederseniz iyi bir çöpçü olursunuz ve her gün karnınız doyar.
    İsim:  cop-dalısı.jpg
Görüntüleme: 416
Büyüklük:  27.2 KB (Kilobyte)

  5. #5

    Şehirden Kaçıp Eski Pencereleri Kullanarak Ev Yapan Mutlu Çift

    Lilah Horwitz – Nick Olson çifti, eski pencereleri kullanarak 500 dolara ev inşaa etti.

    İsim:  Lilah-Horwitz-Nick-Olson.jpg
Görüntüleme: 420
Büyüklük:  35.0 KB (Kilobyte)

    Lilah Horwitz bir tasarımcı, erkek arkadaşı Nick Olson ise fotoğrafçı ve marangoz.

    İsim:  Nick-Olson-Lilah-Horwitz-Recycled-Windows-Home-11.jpg
Görüntüleme: 375
Büyüklük:  83.2 KB (Kilobyte)

    Çift pencereden evi, ilk buluşmalarında güneşin batışını izlemek için gittikleri yere kurmuşlar.

    İsim:  Recycled-Window-House-by-Nick-Olson-and-Lilah-Horwitz-Yellowtrace-01.jpg
Görüntüleme: 376
Büyüklük:  90.4 KB (Kilobyte)

    Yaptıkları barakanın ön tarafını tamamen eski pencerelerden oluşturdular.

    İsim:  glass-3.jpg
Görüntüleme: 348
Büyüklük:  69.9 KB (Kilobyte)

    Geri kalan kısımlar için barakanın yakınındaki terk edilmiş bir ahırdaki keresteleri kullandılar.

    İsim:  Charming-Window-Built-Home-in-West-Virginia-4-1.jpg
Görüntüleme: 395
Büyüklük:  68.4 KB (Kilobyte)

    500 dolara mal olan projeyi birkaç ayda tamamladılar.

    İsim:  EP-140619498.jpg
Görüntüleme: 362
Büyüklük:  59.2 KB (Kilobyte)

    Çift şuan Milwaukee’de yaşıyor.

    İsim:  charming_cabin_built_for_500_05.jpg
Görüntüleme: 395
Büyüklük:  34.5 KB (Kilobyte)

    Şehrin stresinden uzaklaşmak için barakaya gidiyorlar.

    İsim:  4_8182.jpg
Görüntüleme: 369
Büyüklük:  73.0 KB (Kilobyte)

    2012 yılında, Batı Virjinya’nın uçsuz bucaksız ormanlarında inşaa ettikleri bu baraka, şehirden kaçmaya cesaret edemeyenlere ilham veriyor.

    Ben zeki doğmuştum, beni eğitim mahvetti..
    Mark Twain.

  6. #6

    Üyelik tarihi
    16.08.2014
    Yer
    KONYA /ÇUMRA
    Mesajlar
    402

    Bir yıldır hiçbir şey satın almayan Selma Hekim ile tanışın

    Bir yıldır hiçbir şey satın almayan Selma Hekim ile tanışın
    Deniz Aytekin
    Dünyanın dört bir tarafında, özellikle Amerika ve Avrupa'nın büyük şehirlerinde tüketme üzerine kurulu dünya düzenine kafa tutan örnekler görmeye alıştık artık. Çöp atmayan restoran, vejetaryen şehir, hava temizleyen kaldırım gibi aykırılığı ile gezegene yarar sağlayan örneklerle eskiye göre daha çok karşılaşıyoruz. Peki İstanbul'da, burnunuzun dibinde bir yıldır hiçbir şey satın almayan biri olduğunu söylesek tepkiniz ne olur?

    Almadım isimli blog'un sahibi Selma Hekim, bir yıl önce başladığı hiçbir şey satın almama deneyimine başarı ile devam ediyor. Gıda ve ilaç gibi temel ihtiyaçlarının dışında son bir yıldır satın aldığı ürün sayısı beş. Cilt uzmanının aldırdığı bir cilt ürünü, sıcakla mücadele etmek için aldığı bir beyaz şal, bir kalıp sabun, telefon şarjı ve bir tane bileklik. Selma Hanım'la satın almama deneyimini ve bu deneyimin ona neler kattığını konuştuk.

  7. #7

    Üyelik tarihi
    16.08.2014
    Yer
    KONYA /ÇUMRA
    Mesajlar
    402
    Deniz Aytekin:Biraz kendinizi ve Almadım macerasına atılmanızın arkasında ne gibi motivasyonlar olduğunu anlatır mısınız?

    Selma Hekim: Ben aslında uzun yıllardır ekolojik hareketlerin kıyısında köşesinde dolanmış ama daha bir- iki yıl önce kendi hayatımızda ciddi değişiklikler yapmazsak yakında çok geç olacağını fark etmiş biriyim. 41yaşındayım, 22 yıldır İstanbul’da yaşıyorum. Boğaziçi Üniversitesinde çalışıyorum, aynı zamanda sanatçıyım.

    Almama kararım aslında bir sürecin sonucu. Etrafımdaki binaların, AVM’lerin, reklamların, ürünlerin, eşyaların, trendlerin yarattığı korkunç fazlalıklar dünyası ve tüketerek bu dünyanın tuğlalarını bizim oluşturduğumuzun farkına varmam en önemli neden. Ben aldıkça 3. köprü, HES ler, alışveriş merkezleri yapılıyordu ve almaya devam ettikçe bunların yapılmasına itiraz etmem samimiyetsizleşiyordu. Ayrıca satın almak ihtiyaçtan çok bir tür kısa süreli psikolojik tatmin yaratıyordu ve sonrasında daha mutsuz hissediyordum. Sufizm, yoga gibi öğretilerle ilgilenmem ve onlardaki bir lokma bir hırka felsefesi de etkin oldu almamamda.

    Bir yıl hiç bir şey almamak ise ani bir karadı ve kararımdan dönmemek için hemen bunu çevreme açıkladım. Takip ettiğim ekolojik oluşumlardan çok ilham aldığım ve çok şey öğrendiğim için de kendi deneyimimi paylaşmaya karar verdim ve bir blog ile facebook sayfası açtım. Bir yıl bir şey almayarak çok önemli bir şey yaptığımı ya da dünyayı kurtaracağımı düşünmüyorum ama bu bakış açısını yaymak önemli ta ki tüketmemenin takdir gördüğü bir çevre oluşturana kadar. En azından beni etrafımda bir yılda böyle bir anlayış yerleşti.

  8. #8

    Üyelik tarihi
    16.08.2014
    Yer
    KONYA /ÇUMRA
    Mesajlar
    402
    Deniz Aytekin
    Yayın Yönetmeni
    deniz@yesilist.com | @Twitter



    Bir yıldır hiçbir şey satın almayan Selma Hekim ile tanışın
    Deniz Aytekin
    Dünyanın dört bir tarafında, özellikle Amerika ve Avrupa'nın büyük şehirlerinde tüketme üzerine kurulu dünya düzenine kafa tutan örnekler görmeye alıştık artık. Çöp atmayan restoran, vejetaryen şehir, hava temizleyen kaldırım gibi aykırılığı ile gezegene yarar sağlayan örneklerle eskiye göre daha çok karşılaşıyoruz. Peki İstanbul'da, burnunuzun dibinde bir yıldır hiçbir şey satın almayan biri olduğunu söylesek tepkiniz ne olur?

    Almadım isimli blog'un sahibi Selma Hekim, bir yıl önce başladığı hiçbir şey satın almama deneyimine başarı ile devam ediyor. Gıda ve ilaç gibi temel ihtiyaçlarının dışında son bir yıldır satın aldığı ürün sayısı beş. Cilt uzmanının aldırdığı bir cilt ürünü, sıcakla mücadele etmek için aldığı bir beyaz şal, bir kalıp sabun, telefon şarjı ve bir tane bileklik. Selma Hanım'la satın almama deneyimini ve bu deneyimin ona neler kattığını konuştuk.



    Deniz Aytekin:Biraz kendinizi ve Almadım macerasına atılmanızın arkasında ne gibi motivasyonlar olduğunu anlatır mısınız?

    Selma Hekim: Ben aslında uzun yıllardır ekolojik hareketlerin kıyısında köşesinde dolanmış ama daha bir- iki yıl önce kendi hayatımızda ciddi değişiklikler yapmazsak yakında çok geç olacağını fark etmiş biriyim. 41yaşındayım, 22 yıldır İstanbul’da yaşıyorum. Boğaziçi Üniversitesinde çalışıyorum, aynı zamanda sanatçıyım.

    Almama kararım aslında bir sürecin sonucu. Etrafımdaki binaların, AVM’lerin, reklamların, ürünlerin, eşyaların, trendlerin yarattığı korkunç fazlalıklar dünyası ve tüketerek bu dünyanın tuğlalarını bizim oluşturduğumuzun farkına varmam en önemli neden. Ben aldıkça 3. köprü, HES ler, alışveriş merkezleri yapılıyordu ve almaya devam ettikçe bunların yapılmasına itiraz etmem samimiyetsizleşiyordu. Ayrıca satın almak ihtiyaçtan çok bir tür kısa süreli psikolojik tatmin yaratıyordu ve sonrasında daha mutsuz hissediyordum. Sufizm, yoga gibi öğretilerle ilgilenmem ve onlardaki bir lokma bir hırka felsefesi de etkin oldu almamamda.

    Bir yıl hiç bir şey almamak ise ani bir karadı ve kararımdan dönmemek için hemen bunu çevreme açıkladım. Takip ettiğim ekolojik oluşumlardan çok ilham aldığım ve çok şey öğrendiğim için de kendi deneyimimi paylaşmaya karar verdim ve bir blog ile facebook sayfası açtım. Bir yıl bir şey almayarak çok önemli bir şey yaptığımı ya da dünyayı kurtaracağımı düşünmüyorum ama bu bakış açısını yaymak önemli ta ki tüketmemenin takdir gördüğü bir çevre oluşturana kadar. En azından beni etrafımda bir yılda böyle bir anlayış yerleşti.



    D.A.:Tüketim odaklı yaşayan ve yaşlanan günümüz toplumunda böyle bir girişimde bulunmak hem bireysel olarak cesaret istiyor hem de çevreden ilginç tepkiler almaya oldukça müsait. Arkadaşlarınız ve ailenizden ne gibi tepkiler alıyorsunuz?

    S.H.:Sanırım herkes az çok bu alışveriş çılgınlığının farkında ve kendilerini de bunun bir parçası olarak görüyorlar ki ilk başlarda kararımı paylaştığım herkes çok olumlu tepkiler verip keşke biz de yapabilsek dedi. Bunu diyen insanlar bizim jenerasyon ve daha genç kuşaklar, bir üst jenerasyon içinse alışveriş yapmamak o kadar şaşılası bir şey değil çünkü zaten bizim tüketim alışkanlıklarımıza sahip değiller. Eskiden çok az eşya varmış ve her biri çok değerliymiş o nedenle zaten onların kullanıp atıp yenisini alma alışkanlıkları yok. Ailemden en büyük kınamayı kardeşimin düğünü için yeni kıyafetler almadığım için yaşayacağımı sanıyordum ama tam tersi beni çok desteklediler. Blogumu takip eden hiç tanımadığım insanlardan da bu deneyimden etkilendiklerine ve kendilerinin de artık daha az alışveriş yapacaklarına dair çok güzel yorumlar aldım.

    D.A.:Satın almadıkça satın alma isteğinizin de azaldığını söylüyorsunuz. Billboard'larda, sokaklarda ve online/offline medyadaki reklam ve tüketim bombardımanı hiçbir şey satın almadan geçirdiğiniz bir yılın ardından size ne ifade ediyor.

    S.H.:Benim almama kararımı tetikleyen zaten biraz da bu reklamlar, bir şeyi ihtiyaç gibi gösteren, onu alırsanız daha güzel daha mutlu olacağınızı vadeden yalanlarla dolu görsel kirlilik. Bunlar bana ne kadar yapay bir hayatın içinde olduğumuzu gösteriyor sadece.

    D.A.:Günlük hayat koşuşturmacasında sürekli bir şeyler satın alarak var olan kentli bireylerin gözden kaçırdıkları en temel şey sizce ne?

    S.H.: Alınan hiç birşeyin içinizdeki boşluğu doldurmayacağı. O boşluk ne kadar büyükse o kadar çok almak istiyorsunuz ama satın aldığınızda o sizi sadece birkaç saat mutlu ediyor tekrar boşlukla başbaşa kalıyorsunuz. İnsanı mutlu eden şey mal değil, deneyim biriktirmek; iç huzuruyla yaşamın tadına vararak yaşamak. Ayrıca şunu da gözlerinden kaçırıyorlar, bu dünyanın kaynakları sonsuz değil ve bizim tüketimimizin bedelini gelecek nesiller ödeyecek.

    D.A.:Avrupa ve Amerika'da satın almama, çöp çıkarmadan yaşama, atıklardan beslenme gibi yöntemler uygulayan bireyleri duyuyoruz ama Türkiye'de bu örnekler pek karşımıza çıkmıyor. İstanbul'da bir şey satın almadan yaşarken spesifik olarak yaşadığınız zorluklar var mı? Türkiye'nin Avrupa ve Amerika'ya göre yeşil ve ekolojik yaşam biçimine kapalı olması sizin önünüze de engeller çıkardı mı?

    S.H.: Hayır hiçbir zorluk yaşamadım, samimi olarak bu işe kalkışan kimse de sorun yaşamaz. Evet burada ekolojik bilinç daha az ama bizim de geleneksel bazı alışkanlıklarımız var. Her mahallede ayakkabı tamircisi, terzi var, hâlâ sütçüler var. Paketli ürün istemiyorsak pazarlar, ekolojik pazarlar, aktarlar var; süpermarkete bağlı değiliz. Ayrıca paylaşmayı seven bir topluluğuz. Paylaşım ekonomisi Gezi'den sonra yaygınlaştı, her yerde takaslar düzenleniyor, kimse düzenlemese de on on beş kişi bir araya gelip düzenlenebilir, biz yaptık arkadaşlarla. Bizim aslında daha büyük avantajlarımız var ama bunun değerini bilen insan az. Daha çok eşyaya sahip olmak, işlenmiş gıda tüketmek, hazır olanı, plastik olanı almak, hijyen manyağı olmak yeni neslin kendini daha üst sınıf görmesine neden oluyor herhalde.

  9. #9

    Üyelik tarihi
    16.08.2014
    Yer
    KONYA /ÇUMRA
    Mesajlar
    402
    Deniz Aytekin
    Yayın Yönetmeni
    deniz@yesilist.com | @Twitter



    Bir yıldır hiçbir şey satın almayan Selma Hekim ile tanışın
    Deniz Aytekin
    Dünyanın dört bir tarafında, özellikle Amerika ve Avrupa'nın büyük şehirlerinde tüketme üzerine kurulu dünya düzenine kafa tutan örnekler görmeye alıştık artık. Çöp atmayan restoran, vejetaryen şehir, hava temizleyen kaldırım gibi aykırılığı ile gezegene yarar sağlayan örneklerle eskiye göre daha çok karşılaşıyoruz. Peki İstanbul'da, burnunuzun dibinde bir yıldır hiçbir şey satın almayan biri olduğunu söylesek tepkiniz ne olur?

    Almadım isimli blog'un sahibi Selma Hekim, bir yıl önce başladığı hiçbir şey satın almama deneyimine başarı ile devam ediyor. Gıda ve ilaç gibi temel ihtiyaçlarının dışında son bir yıldır satın aldığı ürün sayısı beş. Cilt uzmanının aldırdığı bir cilt ürünü, sıcakla mücadele etmek için aldığı bir beyaz şal, bir kalıp sabun, telefon şarjı ve bir tane bileklik. Selma Hanım'la satın almama deneyimini ve bu deneyimin ona neler kattığını konuştuk.



    Deniz Aytekin:Biraz kendinizi ve Almadım macerasına atılmanızın arkasında ne gibi motivasyonlar olduğunu anlatır mısınız?

    Selma Hekim: Ben aslında uzun yıllardır ekolojik hareketlerin kıyısında köşesinde dolanmış ama daha bir- iki yıl önce kendi hayatımızda ciddi değişiklikler yapmazsak yakında çok geç olacağını fark etmiş biriyim. 41yaşındayım, 22 yıldır İstanbul’da yaşıyorum. Boğaziçi Üniversitesinde çalışıyorum, aynı zamanda sanatçıyım.

    Almama kararım aslında bir sürecin sonucu. Etrafımdaki binaların, AVM’lerin, reklamların, ürünlerin, eşyaların, trendlerin yarattığı korkunç fazlalıklar dünyası ve tüketerek bu dünyanın tuğlalarını bizim oluşturduğumuzun farkına varmam en önemli neden. Ben aldıkça 3. köprü, HES ler, alışveriş merkezleri yapılıyordu ve almaya devam ettikçe bunların yapılmasına itiraz etmem samimiyetsizleşiyordu. Ayrıca satın almak ihtiyaçtan çok bir tür kısa süreli psikolojik tatmin yaratıyordu ve sonrasında daha mutsuz hissediyordum. Sufizm, yoga gibi öğretilerle ilgilenmem ve onlardaki bir lokma bir hırka felsefesi de etkin oldu almamamda.

    Bir yıl hiç bir şey almamak ise ani bir karadı ve kararımdan dönmemek için hemen bunu çevreme açıkladım. Takip ettiğim ekolojik oluşumlardan çok ilham aldığım ve çok şey öğrendiğim için de kendi deneyimimi paylaşmaya karar verdim ve bir blog ile facebook sayfası açtım. Bir yıl bir şey almayarak çok önemli bir şey yaptığımı ya da dünyayı kurtaracağımı düşünmüyorum ama bu bakış açısını yaymak önemli ta ki tüketmemenin takdir gördüğü bir çevre oluşturana kadar. En azından beni etrafımda bir yılda böyle bir anlayış yerleşti.



    D.A.:Tüketim odaklı yaşayan ve yaşlanan günümüz toplumunda böyle bir girişimde bulunmak hem bireysel olarak cesaret istiyor hem de çevreden ilginç tepkiler almaya oldukça müsait. Arkadaşlarınız ve ailenizden ne gibi tepkiler alıyorsunuz?

    S.H.:Sanırım herkes az çok bu alışveriş çılgınlığının farkında ve kendilerini de bunun bir parçası olarak görüyorlar ki ilk başlarda kararımı paylaştığım herkes çok olumlu tepkiler verip keşke biz de yapabilsek dedi. Bunu diyen insanlar bizim jenerasyon ve daha genç kuşaklar, bir üst jenerasyon içinse alışveriş yapmamak o kadar şaşılası bir şey değil çünkü zaten bizim tüketim alışkanlıklarımıza sahip değiller. Eskiden çok az eşya varmış ve her biri çok değerliymiş o nedenle zaten onların kullanıp atıp yenisini alma alışkanlıkları yok. Ailemden en büyük kınamayı kardeşimin düğünü için yeni kıyafetler almadığım için yaşayacağımı sanıyordum ama tam tersi beni çok desteklediler. Blogumu takip eden hiç tanımadığım insanlardan da bu deneyimden etkilendiklerine ve kendilerinin de artık daha az alışveriş yapacaklarına dair çok güzel yorumlar aldım.

    D.A.:Satın almadıkça satın alma isteğinizin de azaldığını söylüyorsunuz. Billboard'larda, sokaklarda ve online/offline medyadaki reklam ve tüketim bombardımanı hiçbir şey satın almadan geçirdiğiniz bir yılın ardından size ne ifade ediyor.

    S.H.:Benim almama kararımı tetikleyen zaten biraz da bu reklamlar, bir şeyi ihtiyaç gibi gösteren, onu alırsanız daha güzel daha mutlu olacağınızı vadeden yalanlarla dolu görsel kirlilik. Bunlar bana ne kadar yapay bir hayatın içinde olduğumuzu gösteriyor sadece.

    D.A.:Günlük hayat koşuşturmacasında sürekli bir şeyler satın alarak var olan kentli bireylerin gözden kaçırdıkları en temel şey sizce ne?

    S.H.: Alınan hiç birşeyin içinizdeki boşluğu doldurmayacağı. O boşluk ne kadar büyükse o kadar çok almak istiyorsunuz ama satın aldığınızda o sizi sadece birkaç saat mutlu ediyor tekrar boşlukla başbaşa kalıyorsunuz. İnsanı mutlu eden şey mal değil, deneyim biriktirmek; iç huzuruyla yaşamın tadına vararak yaşamak. Ayrıca şunu da gözlerinden kaçırıyorlar, bu dünyanın kaynakları sonsuz değil ve bizim tüketimimizin bedelini gelecek nesiller ödeyecek.

    D.A.:Avrupa ve Amerika'da satın almama, çöp çıkarmadan yaşama, atıklardan beslenme gibi yöntemler uygulayan bireyleri duyuyoruz ama Türkiye'de bu örnekler pek karşımıza çıkmıyor. İstanbul'da bir şey satın almadan yaşarken spesifik olarak yaşadığınız zorluklar var mı? Türkiye'nin Avrupa ve Amerika'ya göre yeşil ve ekolojik yaşam biçimine kapalı olması sizin önünüze de engeller çıkardı mı?

    S.H.: Hayır hiçbir zorluk yaşamadım, samimi olarak bu işe kalkışan kimse de sorun yaşamaz. Evet burada ekolojik bilinç daha az ama bizim de geleneksel bazı alışkanlıklarımız var. Her mahallede ayakkabı tamircisi, terzi var, hâlâ sütçüler var. Paketli ürün istemiyorsak pazarlar, ekolojik pazarlar, aktarlar var; süpermarkete bağlı değiliz. Ayrıca paylaşmayı seven bir topluluğuz. Paylaşım ekonomisi Gezi'den sonra yaygınlaştı, her yerde takaslar düzenleniyor, kimse düzenlemese de on on beş kişi bir araya gelip düzenlenebilir, biz yaptık arkadaşlarla. Bizim aslında daha büyük avantajlarımız var ama bunun değerini bilen insan az. Daha çok eşyaya sahip olmak, işlenmiş gıda tüketmek, hazır olanı, plastik olanı almak, hijyen manyağı olmak yeni neslin kendini daha üst sınıf görmesine neden oluyor herhalde.



    D.A.:Bir yıl öncesine kadar düzenli olarak satın alıp kullandığınız fakat aslında alınmasına hiç gerek olmayan, hiçbir işe yaramayan üç şey sayabilir misiniz?

    S.H.: Nasıl bir tüketim alışkanlığınız olduğuna bağlı, kullanan için her renge göre deterjan, her uzva göre krem var. Ben zaten çok fazla kozmetik ürün kullanan biri değildim arada bir heveslenip alırdım, biraz kullanıp kenara koyardım. Tamamen bıraktığım ürünler yumuşatıcı, deodorant ve saç kremi. Özellikle yumuşatıcı dünyanın en saçma ürünüymüş, onu yerine elma sirkesi kullanıyorum. Bir de genel olarak her şeyin fazlası gereksiz tabii ki.

    D.A.: Satın almama deneyimi mutlaka yaşam alışkanlıklarınızı da etkilemiştir. Bu deneyimi yaşarken daha az çöp üretmeye çalışan bir insana da dönüştüğünüzü görüyoruz. Başka ne gibi konularda gözünüz açıldı ve alışkanlıklarınız değişti bu süreçte?

    S.H.: Evet atıklara dikkat ediyorum. Bu iki uçlu bir şey hem doğadan alıyorsunuz hem de ona atığınızı bırakıyorsunuz. Artık ikinci el almaya yerel, ekolojik ya da doğal ürünler kullanmaya çalışacağım. Şimdiki hedefim ise az eşyayla sade yaşamak.

    D.A.: 1 yılı başarıyla geride bıraktınız. Bu yıl satın alma konusundaki planlarınız nasıl? Bir yıllık deneyimin ardından bu serüvene nasıl devam etmeyi düşünüyorsunuz? Bu hayat boyu sürecek bir deneyime evrilecek mi? Evrilecekse nasıl olacak? Ekleyip çıkaracağınız kurallar neler olacak?

    S.H.: Geçtiğimiz bir yıl içinde ihtiyaçlarımı dahi satın almamıştım, bundan sonra daha öncesine dönüp eskisi gibi alışveriş yapmam imkansız. Belki sadece ihtiyacım olan şeyleri alabilirim ama hep bir farkındalığı korumak gerekiyor, yoksa ihtiyaç denen göreceli birşey. Bir de sadece alışveriş yapmamaya takılıp kalmamak lazım; doğayla, bütün türlerle ve diğer insanlarla ilişkilerde eşitliliğe dayanan daha bütünsel bir bakış açısı geliştirmeli.

    D.A.: Ürün satın almama kararınız beslenme alışkanlıklarınızı nasıl etkiledi? Paketli gıdadan uzak durmayı başarabiliyor musunuz? Gıda alışverişlerinizde nelere dikkat ediyorsunuz? Kazandığınız yeni alışkanlıklar var mı?

    S.H.: Et yemeyi bıraktım. Bisküvi cips, hazır çorba, pastörize süt- yoğurt, margarin, hazır sos vs gibi işlenmiş gıdaları tüketmiyorum. Evde daha çok yemek yapıyorum.

    D.A.: Ütopik de olsa hayalinizdeki ideal yaşamı iki cümleyle anlatabilir misiniz?

    S.H.: Sadece tüketim alışkanlıklarıyla böyle bir yaşam kurgulamak biraz eksik kalabilir zira kapitalizmin hüküm sürdüğü bir dünyada iki cümleyle anlatılmayacak kadar karışık dinamikler var. Kendi küçük yaşamım için daha sade, doğal ve samimi bir yaşam diyebilirim.

    Selma Hekim'in blog'u Almadım'ı buradan ziyaret edebilirsiniz.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. doğal oda kokusu nasıl yapılır
    By Rukiye Vural in forum Sağlık ve İlk Yardım ile İlgili Pratik bilgiler
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 27.11.2015, 20:17
  2. yaşama dair hikayeler...
    By Rukiye Vural in forum Laf lafı Açıyor
    Cevaplar: 65
    Son Mesaj: 02.11.2015, 14:49
  3. Doğal sinek ilacı
    By hatice tarhan in forum Sağlık ve İlk Yardım ile İlgili Pratik bilgiler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 03.08.2015, 11:34
  4. evde doğal sabun yapımı
    By Rukiye Vural in forum Sağlık ve İlk Yardım ile İlgili Pratik bilgiler
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 17.01.2015, 19:48
  5. ev yapımı doğal bulaşık deterjanı
    By Rukiye Vural in forum Sağlık ve İlk Yardım ile İlgili Pratik bilgiler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 14.01.2015, 01:45

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •