Sayfa 1/2 12 SonSon
14 sonuçtan 1 ile 10 arası

Konu: Yediklerimize dikkat!

  1. #1

    Yediklerimize dikkat!

    Manisa'da Damda Hayvan Yemiyle Ekmek Üretimi Yaparken Yakalandılar
    Manisa’da bir ihbarı değerlendiren zabıta ve polis ekipleri, hayvan damında hayvan yemiyle ekmek üretimi yapan bir işletmeye yaptığı operasyonla hijyensiz koşullarda üretilmiş çok sayıda ekmeğe el koydu.Manisa Yunusemre Belediyesi’ne bağlı...

    Manisa’da bir ihbarı değerlendiren zabıta ve polis ekipleri, hayvan damında hayvan yemiyle ekmek üretimi yapan bir işletmeye yaptığı operasyonla hijyensiz koşullarda üretilmiş çok sayıda ekmeğe el koydu.
    Manisa Yunusemre Beledeyesi’ne bağlı Zabıta Müdürlüğü, polis ve Yunusemre İlçe Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü ekipleri kendilerine gelen ihbar üzerine hijyensiz koşullarda ekmek üretimi yapan bir işletmeye baskın düzenledi. Barbaros Mahallesi Dolgun Kümeevleri mevkiindeki bir hayvan damına gece saat 01.00 sıralarında gerçekleştirilen operasyonda yaklaşık 20 kişilik ekip, damın etrafındaki çitlerden atlayarak suçüstü baskın yaptı. “Salihli Ekmeği” adı altında sağlıksız ortamda üretilen ekmeklerin imal edildiği bölüme giren ekipler, gördükleri manzara karşısında şaşkına döndü. Bir anda karşılarında ekipleri gören işletme çalışanları, neye uğradıklarını şaşırırken kendilerinin sadece ekmek parası için çalıştıklarını söyledi. Zabıta Müdürü Cengiz Şişmanlar’ın, “Ruhsatınız nerede ?” sorusuna işçinin, “Eskiden ruhsat mı vardı” cevabı vermesi dikkat çekti. Çalışan iki kişi daha sonra zabıta ekipleri tarafından üretmek için hazırladıkları hamur masasından uzaklaştırıldı.

    EKMEK İÇİN HAZIRLANAN HAMURA HAYVAN YEMİ KARIŞTIRIYORLAR
    Yunusemre Belediyesi Zabıta Müdürü Cengiz Şişmanlar, sağlıksız ortamda ekmeklerin üretildiği bölümü inceledikten sonra, üretilen ekmeklerin saklandığı depoya girdi. Ekmeklerin saklandığı bölümde küflenmiş ekmekleri tespit eden Şişmanlar, ayrıca ekmeklerin renklendirilmesi için beyaz una karıştırılan hayvan yemini görünce şaşkınlığını gizleyemedi. Zabıta Müdürü Şişmanlar, kalitesiz un olarak tabir edilen beyaz unun içerisine ekmeği renklendirmek amacıyla hayvan yemi kullanılarak halkın sağlığıyla oynandığını ifade ederek, “Bu şartlarda üretilen ekmeği biz halkımıza yedirtmeyiz. Burada ekmeği renklendirmek için kullanılan hayvan yemi de bulunuyor. Bu hayvan yemlerini hamura karıştırıp ev ekmeği rengini almasını sağlıyorlar yönünde şikayette almıştık. Halkımıza buradan bir kez daha sesleniyoruz. Menşei belli olmayan, üzerinde nerede üretildiği yazmayan ekmekleri halkımız almasınlar.” dedi. Haşerelerin sardığı fırından bozma işletmenin hemen yanında bulunan koyunlar da dikkat çekerken, işletme çalışanlarının ekmek üretilen bölümde giysilerinin ortalıkta saçılmış şekilde görülmesi, ekipleri şaşırttı. Kaçak fırında yapılan incelemede fırının işletmecisi Y.A.’ hakkında da ceza işlem uygulandı. Operasyon sonunda sağlıksız ortamda üretilen ekmekler ve üretilmeye hazırlanan hamurlar zabıta ekipleri tarafından el konulduktan sonra imalathane ve ekmeklerin saklandığı bölüm mühürlendi.

    “GÜNDE 12 BİN ADET EKMEK ÜRETİLİYOR’’
    Zabıta Müdürü Cengiz Şişmanlar, kaçak fırında günlük olarak 12 bin ekmek üretildiğini kaydederek, “Kaçak işletmenin sahibine, şuanda gerekli yasal işlemler yapıldı. İmalat edilen 182 adet altılı ekmeklere el koyduk. Fırını, ocağı ve binayı tamamen mühürlüyoruz. Tekrar buraya gelip açma gibi şansları yok. Eğer açarlarsa savcılığa suç duyurusunda bulanacağız. Bu şartlarda baskını yapmış olmasaydık bu ekmekler satılacaktı. Burada günlük olarak 12 bin adet ekmek üretiliyor. Bu ekmekler pazarlarlarda, marketlerde ve bakkallarda satılıyor. Bu ekmekler sağlıksız ortamda depolanıyor, sağlıksız bir şekilde poşetleniyor. Nerede üretildiği belli olmayan, üzerinde nerede imal edildiği yazılmayan ekmekleri halkımızın almasını istemiyoruz. Bu konuda halkımızı uyarıyoruz.” dedi.

    Ben zeki doğmuştum, beni eğitim mahvetti..
    Mark Twain.

  2. #2

    Gıda mühendislerinin ağzından itiraflar

    GIDA MÜHENDİSLERİNİN AĞZINDAN İTİRAFLAR

    Okuyacaklarınız pek de iştah açıcı şeyler değil. Türkiye’nin dört bir yanına dağılmış yemek fabrikası, catering şirketi, restoran gibi yerlerde çalışan gıda mühendislerinin tanık oldukları uygulamalardan bahsedeceğiz.

    Gıda Mühendisleri Odası aracılığıyla gönderdikleri maillerle, forumlarda yazdıklarıyla çığlıklarını duyurmaya çalışıyorlar ama işin ucunda işlerini kaybetmek de var. Üstelik mimlenip bir daha asla iş bulamamacasına... Çünkü sistem böyle kurulmuş. Tek istedikleri denetimlerin arttırılması ve rüşvetin önüne geçilmesi ve gıda mühendislerinin, vatandaşlarının sağlığına önem veren ülkelerde olduğu gibi, hak ettikleri konum ve koşullarda mesleklerini yapabilmeleri.

    Mesela; ismini vermek istemeyen bir Gıda Mühendisi diyor ki:

    "Et ürünleri üreten bir firmada tanık olduğum vahim olay: İade edilen ambalajı bozuk, küflenmiş sucuklar tekrar işlemden geçirilip kılıflandıktan sonra yeni parti ürünlerle piyasaya sürülüyor. Üstelik bu ürünler birçok yerde satılıyor."

    Bir başkası; "Reçel üretimi yapan bir firmada kazana bir su bardağı toz kimyasal karıştırılıyordu. Bir gün bu kimyasalı tedarikçiden ben teslim aldım. Hemen faturaya baktım ve eve gidince araştırdım. Bir çeşit antibiyotik. Patronla tartıştık. Zaten iki hafta sonra işten ayrıldım." diyor.

    Yine bir diğeri; "Tahin ve tahin helvası üretilen işyerinde tarım müdürlüğü tarafından alınan numunelerde ürünün kül miktarı yüksek çıktı. Bunu düşürmenin tek yolu, susamı sertleştirmek için kullanılan sönmüş kirecin Ca (OH)2 uzaklaştırılması. Kabul ettiremedim." diyor.

    Başka biri; "İhale usulü hazır yemek hizmeti veren firmalarda o gün çıkan her yemekten numune alınıyor. Bunu bilen bazı firmalar numune kaplarına kokusuz çamaşırsuyu damlatarak tüm mikropları öldürüyor. Çünkü mikrobiyolojik analiz yapılırken kimyasal analiz yapılmıyor. Birkaç kez neticenin ne çıkacağını merak ederek çamaşır suyu damlattırmadım. Her seferinde salmonella bakterisi çıktı." diyor.

    Bir diğeri; "Çocuk işçilerin çalıştırıldığı bir dondurma fabrikasında şekil veren makineden çıkan hatalı dondurmaları bir varilde biriktirip sonra yeniden üretime katıyorlardı. Bu sebeple çocuk zehirlenmeleri meydana geldi. Tarım’a şikâyetler gitti fakat bir şekilde durumun üstü kapatıldı." diyor

    Bir başkası; "Kuruyemiş firmasında, soğuk hava deposu yeterli olmadığından kuruyemişte kurtlanmaların önüne geçemedik. Depo, kurtlanmış ceviz içi ve kelebek kozalarıyla dolu bademle doldu. Kurtlu cevizler, ceviz tozu; kelebek kozalarıyla dolu badem, kayısı çekirdeğiyle yarı yarıya karıştırılarak badem toz haline getirildi ve piyasaya sürüldü." diyor

    Dikkat çeken bir diğeri; "Bir et işletmesine iş başvurusunda bulundum. Bana, “İyi yalan söyleyebilir misin?” diye soruldu. “Hayır” cevabını verdim. Bu, işi kaybettiren cevap oldu. Denetlemede “herhangi bir usulsüzlük yok” demem gerekiyormuş. Şu anda çaresizlikten diplomamı kiraya verdim." diyor.

    Bitmiyor, bitmiyor; "Yemek fabrikasında sulu tavuk yemeklerinden kalan tavuk etleri akşamları yıkanıp ertesi günkü yemeklerde kullanılıyordu. Karşı çıkınca patronla aramızdaki anlaşmazlık büyüdü. Artık dışarda sulu yemek yemiyorum. Bir catering firmasında işe başladım. Catering firmaları gıdanın çabuk tüketildiği bir sektör. Ne kadar sıkıntılı hammadde varsa catering’lere verilir. Çalıştığım firmada artık bozulmaya ramak kalmış tavuk butları, yarı fiyatına alınıp, soslayıp baharatlanarak, müşteriye fırında tavuk olarak veriliyor. Karşı çıktığınızda, patron üzerinize yürüyebiliyor." diyor.

    Dahası, dahası; "Süt ürünleri üreten firmada yapay koruyucuyla yoğurtların ömrü bir ay kadar uzatılıyordu. Bir ay sonra iade gelen yoğurtların küflü kısmının sıyrılarak kalan kısım lokantalara ucuza satılıyordu. Denetime gelenlerin içinde gıda mühendisi yoktu. Çuval çuval katkı maddesini süt tozu zannediyorlardı." diyor.

    Sonrası, sonrası; "Staj yaptığım yer birçok büyük firmaya meyve suyu konsantresi yapıp gönderen bir firma. Kara havuç suyuna vişne aroması katarak vişne suyu olarak etiketliyorlar. Piyasadaki çoğu vişne suyunun içeriği kara havuç suyu + aroma + boya..." diyor.

    http://www.radikal.com.tr/fotogaleri...etti-1344125-1

  3. #3

    Üyelik tarihi
    16.08.2014
    Yer
    KONYA /ÇUMRA
    Mesajlar
    394
    Allah sonumuzu hayır etsin böyle gıdalar tükedildikçe gelsin kanserler kalıtsal hastalıklar ..

  4. #4
    Aynen öyle Tarhan'cım... Babaannelerimiz anneannelerimiz gibi her şeyi kendimiz yapmalıyız sanırım..

  5. #5

    Bakanlık hileli ürünleri ve markaları teşhir etti

    Bakanlık hileli ürünleri ve markaları teşhir etti
    Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, taklit ve tağşiş yaptığı tespit edilen firmaları kamuoyu ile paylaştı. Hileli ürünler ve markalar:

    Bakanlık hileli ürünleri ve markaları teşhir etti
    Eklenme: 20 Şubat 2015, 14:12 / Güncelleme: 20 Şubat 2015, 14:30 / 61,586 Okunma


    Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca, ocak ayı sonu itibarıyla gerçekleştirilen 45 bin denetim sonucu 79 parti üründe taklit-tağşiş yapıldığı, 16 parti üründe ise ilaç etken maddesi bulunduğu tespit edildi.

    Taklit ve tağşiş yaptığı belirlenen işletmeler ve ürünlerinin parti numaraları, Bakanlığın internet sitesinde açıklandı.

    Açıklamaya göre, Gıda Güvenliği Bilgi Sistemi'nin kurulması, riske dayalı denetim sistemine geçilmesi gibi çalışmalar sonucunda 2015 yılı ocak ayı sonu itibarıyla yaklaşık 45 bin denetim gerçekleştirildi. Denetimler sonucu 79 parti üründe taklit-tağşiş yapıldığı, 16 parti üründe ise içerisinde bulunmaması gereken ilaç etken maddesi bulunduğu tespit edildi.

    Taklit ve tağşiş edilmiş ürünleri üreten firmalar hakkında 13 bin 304 lira idari para cezası uygulanarak, bu ürünlerin mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verildi.

    İçeriğinde ilaç etken maddesi tespit edilen ürünlerin de piyasadan toplatılması kararlaştırıldı.


    Söz konusu ürünleri üreten veya piyasaya arz edenler hakkında cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunuldu.

    bu ürünleri öğrenmek için tıklayınız
    http://image.cdn.haber7.com//dosyalar/urunler.pdf

    haberin kaynağı http://ekonomi.haber7.com/gundem-ver...ri-teshir-etti

  6. #6

    Üyelik tarihi
    16.08.2014
    Yer
    KONYA /ÇUMRA
    Mesajlar
    394

    Herşey dahil otellerde çalışan bir aşçının itirafları

    HERŞEY DAHİL OTELLERDE ÇALIŞAN BİR AŞÇININ İTİRAFLARI

    ''Eğer her şey dahil sistemin uygulandığı bir otelde tatil yapacaksanız kulak kabartınız. Aşağıdakileri peşinen kabul etmiş oluyorsunuz.

    Kırmızı et olarak genelde hindi eti kullanırız. Bu da yapısı gereği fazla süner. Ne kadar pişirirseniz pişirin elastiki bir yapısı vardır. Müşteriler genellikle çok az pişmesinden şikayetçidir.

    Balık olarak Alabalık ya da Kuzu Balığı vardır. Kuzu Balığı da tercihen tuzda pişmiş olarak verilir. Aslında tükettiğiniz şey, köpekbalığıdır. Ben hiç kuzu balığı pişirdiğimizi hatırlamıyorum. Tuzda pişirmemizin nedeni, lezzet farklılığını ortadan kaldırmaktır.

    Donmuş balıklarda genelde Sudak ve Kalamar kullanılır. Ahtapot, Ege Bölgesi'nde daha yoğundur. Tabii ki bunları biraya bastırıyoruz.

    Bir gün akşam büfesinde kalan 50 - 60 kg. eti, tabii ki çöpe atmıyoruz. Bu, müsrifliktir. Stajyerlere sosu yıkatıyoruz ve başka bir sos ile bağlayarak ertesi gün büfeye sunuyoruz. Örneğin Demiglace sos ile pişmiş bir yemeğin etlerini alıp Hollandez sos ile tekrar büfeye sunuyoruz. Ama Hollandez sos öyle kolay değildir. Emeğe saygı lütfen...

    Pastane bölümü... Hani bir pastaneye gittiğinizde vitrindeki o devasa boyuttaki tatlıları gördüğünüzde ve fiyatını sorduğunuzda içinizi tuhaf bir sevinç kaplar ya... Eve gittiğinizde tüketirsiniz, tadı da çok lezzetlidir ya hani...

    Ya da her şey dahil sistemini uygulayan bir otele gittiğinizde büfede devasa boyutlarda, krem şanti ile kaplanmış yaş pasta tarzında pastalar karşılar ya sizi. Kime sorsanız ismini bilmediği, herkesin birbirinin yüzüne aval aval baktığı, maşa ile tabağınıza koyarken stajyer çocukların kikirdeyerek sizi izledikleri pastalar vardır ya hani...

    Evet evet onlar işte, doğru bildiniz. Biz onlara ''DOYURAN'' deriz.

    Bir akşam önceden kalan artıkları çocuklar büfeden toplar, pastanedeki demi chef'ler bu tatlıları bir güzel yoğurur ve akabinde üzerine pralin, damla drop, çırpılmış krema, en sonunda da meyve aromalı krem şanti ekleyerek tekrar büfeye gönderirler.

    Bu durumdan müşteriler şikayetçi değildir çünkü ilk önce biten pastamız bu Doyuran'dır. Hatta takviyesi olmadığından mütevellit, bazı müşteriler şikayet ederler alamadıkları için.

    Pastanelerde bu olay biraz daha hijyeniktir. Eğer sahibi çok iğrenç bir adam değilse sadece vitrindeki pastaları kullanır.

    Kasaphanede işler, bütün gelen parçalara bakar. Genelde köftelerde dana döş ve gerdan kullanılır. Eğer menüde Adana Kebap ya da Urfa Kebap var ise yemeyiniz. Tekrar söylüyorum, her şey dahil sistemin olduğu bir otelde Adana Kebap yemeyiniz. Elinizi bile sürmeyiniz.

    Soğuk bölümünde ise işler çığrından çıkmıştır. Genel olarak, yapılan portör muayenelerinde gaita oranı çok yüksektir. Bunun nedeni, mutfak personelinin hijyeninin yanı sıra mayonez içerikli yiyeceklerin bu bakterilerin gereğinden fazla üremesini sağlamalarıdır. 2000 kişilik bir otelde yapılan rus salatasını, aşçıların elleriyle harmanlamadığını düşünmez birazcık saflıktır.

    Eğer Türk Gecesi var ise ve menüde çiğ köfte de mevcutsa hemen koşa koşa gidip atlamayın. Önce bir düşünün. 1 kg. çiğ köfte 2 saatte yapılıyor. Orada bulunan çiğ köfte en az 20 kg.'dır. Eğer tam kıvamında olduğunu düşünüyorsanız işler sandığınızdan daha kötüdür. Stajyerler ayaklarına poşet giyer ve büyükçe bir kazanın içinde bir güzel yoğururlar. Kıvamı mükemmel oluyor ama tadını bilmiyorum. Müşteriler iyi olduğunu söylüyor.

    Bütün bunlara karşın büfede hiçbir masraftan kaçınılmaz. Müşterileri aldatmak için bol bol karpuz ve kabak dekoru yaparız. Bir gün saydığımda büfede 20 çeşit yemek olmasına rağmen 50'ye yakın dekor vardı. Önce gözünüzü doyurmak nedir, bunu çok iyi biliriz.

    Patates içeren yemekler bol kalorilidir ve tokluk hissi verirler. Çalıştığım mutfakta en az üç kişiyi patates çuvalının başına dikerim. Sabahtan akşama kadar patates soydururum. Bir öğünde en az üç yemeğim patates içeriklidir, siz fark etmezsiniz de patates gördüğünüzde saldırıyorsunuz. İçgüdüsel bir şey galiba...

    2000 kişilik bir otelde, sıcak büfede en az 20 kişi çalışması gerekir. Akşamları yemek yediğiniz büfenin önünde bekleyen aşçıların sayısı 4'ü geçmiyorsa ve kılık kıyafetleri temiz ama düzensizse orada işler pek iyi gitmiyor demektir. Ben, mesleğimi saklayarak hemen muhabbete girerim ve sıcak bölümünün yemeklerinin diğer bölümlerden iyi olduğunu söylerim, çok yorulduklarını tahmin ettiğimden bahsederim. Hemen kaç kişi yapar, nasıl yapar, maaş durumu nedir dökülürler. Bu şekilde otel değiştirdiğim çok olmuştur.

    Mümkün olduğunca şov olarak tabir edilen, o anda hazırlanan yemekleri tercih edin. Sıra bekliyorsunuz, biliyorum. Lezzetsiz ama hijyeniktir.

    Pasta tüketecekseniz dilimlenmiş yaş pastalara ağırlık vermeyiniz. Detayına girmeyeceğim, başım belaya girebilir.''

  7. #7
    Hani nerdeyse böyle otellere yolum düşmediği için şükrettim.

  8. #8
    Eski pansiyonlar ne güzeldi kendi yemeğini mis gibi yaparsın. İçinde ne var bilirsin.

  9. #9

    domuz eti yedik mi

    İsim:  domuz_urunleri_paylasim2.jpg
Görüntüleme: 1730
Büyüklük:  81.8 KB (Kilobyte)

    “Türkiye’de “hiç yemedim” diyen, bir büyük domuz götürmüştür. “ Gıda sektörü bütün ahlaksızlığıyla, her gün bizim ve çocuklarımızın sağlığını tehdit ediyor. Biliyorsunuz, hazır yoğurtlarda, hazır dondurmalarda, pastanelerde, jölelerde, kremalarda, market ürünlerinin bir çoğunda “kıvam artırıcılar” adıyla domuz mamülleri kullanılıyor. Artık ‘neyin içinde var, neyin içinde yok’, net olarak bilmek neredeyse imkânsız. Haliyle bunları kullanan adamlara “kullanıyor musunuz” diye sorup, doğru yanıt vereceklerine güvenmek de mümkün değil. Tadı bozuk, kendi bozuk olmasına rağmen; uzun süre hiç ekşimeyen, çürümeyen, küflenmeyen, kıvamından dahi bir şey kaybetmeyen yiyeceklerimiz var artık.

    Peki, bu nasıl oluyor? Cevap: Kıvam artırıcılar, katkı maddeleri… Nedir onlar diye sorsak, “E” ile başlayan anlamayacağımız ve nereden/nasıl elde edildikleri bilinmeyen sayılar işitiyoruz. Jelatin (E441) çok değerli bir protein. Gıda sektöründe yaygın şekilde kullanılıyor. Jilatinin takriben %99’u, Müslüman olmayan ülkeler tarafından tüketimekte. Uluslararası kuruluşlar katkı maddesine bir numara veriyor. Avrupa Birliğinde bu E kodu ile yapılıyor. Biz de de aynı kodlama geçerli.

    Jelâtin memelilerin dokularında, hususiyetle kasları kemiklere bağlayan yerlerde ve derilerde bulunan kollajenden çıkartılan bir proteindir. Kollajen su ile kaynatıldığında jelâtin olarak bilinen, suda çözülür proteine dönüşür. Soğutulduğunda, çözelti kollajene dönüşmez; fakat jel hâline gelir. Jelâtin başta domuz, sığır ve çok az olarak da balık gibi hayvanların deri, kemik ve bağ dokularının kaynatılması ile üretilir. Bu madde, güçlü şekil alma kabiliyeti, şeffaf jel oluşturması, esnek film hâline gelmesi, hazmının kolay olması, sıcak suda eriyebilmesi ve kolayca şekil alması gibi hususiyetleri sebebiyle gıda üretiminde pek çok sahada kullanılmaktadır.



    Günümüzde jelâtin üretiminde genelde domuz ve helâl tarzda kesilmemiş sığır derisi kullanılmaktadır. Gıda üretiminde kullanılan jelâtinin hammadde kaynağı ise domuz derisidir. Elde edilme safhasında ekstraksiyon öncesi, ön işlemlerin kısa sürede tamamlanması ve oluşan atık suyun asgari seviyede olması, domuz derisinin kullanılmasını cazip kılmaktadır. Ayrıca domuz derisinden jelâtinin elde edilmesi, bir hayli ucuzdur. Yılda 380.000 ton kadar üretilen jilatinin 150.000 tona yakını Müslümanlar tarafından tüketilmektedir.

    Dünya piyasalarında kg fiyatı takriben 4-6 dolar olduğu düşünülürse, Türkiye jelatin için 20 milyon dolar kadar harcama yapmaktadır. Kaynağı sebebiyle büyük tartışmalara sebep olan ve şüpheyle yaklaşılan jelatini Türkiye’de 2011 den beri iki firma da üretilmeye başlandı. Fakat ihtiyacı tam karşılayamıyor. Gıda üreticilerinin çoğu ucuz diye mahiyeti meçhul ithal jelatini kullanıyor. Oysa menşeinin ciddi bir şekilde araştırılması gereken bu katkı maddesinin hemen hemen her alanda yaygın bir şekilde kullanılması, inanan insanlar için son derece endişe vericidir.

    JELATİNSİZ ÜRÜN NEREDEYSE YOK..!

    Bir nevi protein olması sebebiyle jelâtin üreticileri, jelâtinin günlük hayatın her safhasında kullanılabilmesi için yoğun gayret göstermiştir. Menşeinin ciddi bir şekilde araştırılması gereken bu katkı maddesinin hemen hemen her alanda yaygın bir şekilde kullanılması, inanan insanlar için son derece endişe vericidir. Ürünlerde jelleştirme, koyulaştırma, sırlama ve kapsülleme maddesi olarak, jelâtin yaygın bir kullanım sahasına sahiptir: Pek çok pasta ürününde, yoğurtta, dondurmacılıkta, eritilmiş peynir ve kaşar üretiminde, margarinde, salam, sucuk sosis, jambon gibi et ürünlerinde, şekerlemelerde, reçel, marmelat, helva, pekmez ve tahin gibi gıdalarda, fındık ve fıstık ezmelerinde, meyve sularında, sakızlarda, ilâç endüstrisinde, kapsül, film ve tablet yapımında, kan verme ürünlerinde, krem, losyon, şampuan, parfüm gibi cilt ve kozmetik ürünlerinde, hayvan yemlerinde, fotoğrafçılıkta ve karbonlu kağıt yapımında jelâtin kullanılmaktadır.

    ’İnsan, yediklerine bir baksın.’’ (Abese suresi/24) Dinimizce Haram olan Domuz Soframıza katkı maddesi olarak giriyor .Domuz dan elde Edilen katkı Ürünleri ve Gıdalar Gün geçtikçe daha çok miktarlarda tüketilen bu katkı maddeleri, beslenmeyle ilgili kalp hastalıkları, allerjik astım ve ürtiker gibi çeşitli hastalıkların gelişimine yol açıyor.
    Konu Rukiye Vural tarafından (29.07.2015 Saat 16:39 ) değiştirilmiştir.

  10. #10
    Domuz yağı katkılı gıa maddeleri uluslararası E Kodları

    E -100, E -102, E – 103, E -110, E-111, E -120, E • 123, E-124, E -125, E -126, E – 127, E -128, E -140, E-141, E-142, E -152, E -153, E -210, E -213, E- 214, E -226, E -234, E -252, E -270, E -280, E -325, E -326, E •327, E -334, E -335, E -336, E -337, E -420, E -430, E -431, E -432, E -433, E-434 E -436, E-442, E -470, E -471, E-472, E •473, E -474, E -475, E -476, E -477, E -478, E -480, E -481, E -482, E -483, E-488, E -489, E -491, E -492, E -493, E -495, E -542, E -550, E -570, E -572, E -591, E-631, E -632, E -633, E -635 E -904,

    Can Boğazdan Çıkıyor! (Gıda Terörü) – Dr. Ayşe Ebrar “Türkiye’de “hiç yemedim” diyen, bir büyük domuz götürmüştür. “ Pediatri profesörü bir hocamın sözüydü bu. Mamüllerinde domuz ürünü kullandığını tespit ettiği pastaneleri, gıda işletmelerini, dava açıp kapattıran da o hocamdı. Dini hassasiyetleri olmadığını söylemesine rağmen, domuz konusunda çoğu müslümandan daha fazla hassasiyet göstermesinin sebebini sormuştuk, anlatmıştı uzun uzun…

    Peki, diğer hayvanlar değil de domuz neden haram?


    Milyonlarca çeşit helal nimetin yanında, tek domuzun haram kılınmasının sebebini hiç merak ettiniz mi? Pislik içinde yaşadığı için gibi açıklamaları mutlaka duymuşsunuzdur, köyde bulunmuşluğunuz varsa, yediğimiz birçok hayvanın bir şekilde kendi pisliğine bulaşarak yaşadığını bilirsiniz.

    Kardeşlerim, domuz genetik olarak insana en yakın hayvandır. Organ nakli tartışmalarında, domuzdan alınan kalp kapakçıklarının insana nakledilebildiğini de duymuşsunuzdur. Bu genetik yakınlık sebebiyle tıp alanında domuzlar üzerinde çok araştırma yapılıyor. İmmun hastalıkların, otoimmun hastalıkların (Multipl Skleroz, Romatoid Artrit, Behçet, Lupus, Sjögren, Ankilozan Spondilit vs.) ve kanserlerin en önemli sebeplerinden biri yiyip içtiğimiz ürünler. Bu tür hastalıklar batı toplumunun hastalıklarıdır. Bizde görülme oranları eskiden çok düşüktü, artık her geçen gün artıyor. Vücudumuz kendinden olmayan, maddelere karşı antikor üretir. Domuz kaynaklı yağlara, proteinlere karşı da üretiyor, ancak genetik yapımızın benzerliği sebebiyle, ürettiğimiz antikorlar domuzla bizim hücrelerimizi karıştırıyor ve kendi bedenimize saldırmaya başlıyor.

    Sonuç:

    Otoimmun hastalık. Başka bir mekanizmayla da bu ürünler, genetik yapımızda değişikliklere neden olarak, kanserlere sebep oluyor. Domuzun etkisi sadece bedene değil, haramlara karşı hassasiyetini kaybetmenin neticesinde ruhumuz da hastalanıyor. “İnsan eliyle yeryüzünde düzen bozuldu” sözünü hatırlayın, biz bu bozgunu önce çocuklarımızın bedeninde, ruhunda yapıyoruz. Bu tür hazır gıdalardan uzaklaşılmadığı sürece, yoğurdumuzu, pastamızı, dondurmamızı kendimiz yapmadığımız sürece de bu bozgun ve tecavüz, kendi rızamızla devam edecek. Bozulmayan yoğurttan, akıcıkıvamda duran, buzlanmayan dondurmadan, İslami usullere göre hazırlanmayan şarküteri ürünlerinden ve böyle örneklerden Allah rızası için uzak durmak takvadandır. Çocuklarımızın canı bize emanet ve imtihanken onları bu gıdalardan korumak her ailenin vazifesidir. Kolayımıza geldiğinden araştırmadığımız hatta bile bile yediğimiz haramlardan ne varsa, emanete ihanet demek…

    Çocuklarımız derken, bahsetmek istediğim bir konu da obezite. Hastaneye sürekli kilolarından ötürü koşamayan, hareket edemeyen, rahat nefes alamayan, 10-11 yaşında olmasına rağmen 90 yaşında birinin kalbine, damarlarına sahip, kalp krizi geçiren çocuklar geliyor. Hepimizi kahrediyor bu durum. Allah’ın yeryüzündeki halifeleri olsunlar diye, her biri ‘bir cihan parçası’ olarak yaratılan, bize emanet edilen çocuklarımızı 10 yılda bu hale getiren nedir? ‘Abur cubur’ diye sevimli bir kelimeyle andığımız bu gıdalarda ne var ki, çocuklarımız bu hale düşüyor? Çikolataların çikolata olmadığını biliyor muydunuz?



    İçeriklerini bir okuyun lütfen, hemen hepsinin kakao oranı %15-20i geçmiyor, kalan %80 lerini ne idüğü belirsiz çerçöp oluşturuyor. Şekerli vanilin diye bildiğimiz pasta malzemeleri, vanilyalı ürünlerin hemen hepsi, bisküviler, dondurmalar, kremalar hani… Vanilya değil. Bizim vücudumuz doğal olarak morfin benzeri bir madde salgılar, yaşamın devamı için gereklidir bu madde. Vanilin denen madde ise bizim vücudumuzda üretilen bu maddenin reseptörlerine bağlanarak, morfin benzeri etki oluşturuyor. Bir düşünün, her gün yemeden duramadığınız hazır gıdalar var mı
    Konu Rukiye Vural tarafından (29.07.2015 Saat 16:46 ) değiştirilmiştir.

Sayfa 1/2 12 SonSon

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Havuza girerken dikkat!!! Tekrar düşünün.
    By hatice tarhan in forum Laf lafı Açıyor
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 05.08.2015, 22:47
  2. yumurtanın sarısına dikkat
    By Rukiye Vural in forum Mutfakla ilgili pratik bilgiler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 19.04.2015, 19:16
  3. Dikkat toplama
    By must0134 in forum Anne sohbet alanı
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 10.03.2015, 21:55
  4. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu
    By joyhbuber in forum DEHB (dikkat eksikligi ve hiperaktivite bozuklugu)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 13.02.2015, 17:08
  5. Dikkat sinifimizda dehb var!!
    By joyhbuber in forum DEHB (dikkat eksikligi ve hiperaktivite bozuklugu)
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 13.02.2015, 15:38

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •