Hastamın adı Enes. Aslında bu hikayenin kahramanı demek daha doğru olur. Neden mi? Çünkü, o küçücük beden iyileşmek için çok mücadele verdi de ondan. Henüz iki yaşındaydı tanıştığımızda. Elleri, kollları, ayakları, bacakları ve hatta neredeyse tüm vücudu işlev görmez bir durumdaydı. Sanki durumunun farkındaymışcasına sürekli ağlıyordu.

Annesinin kucağında girdi tedavi salonuna. Annesin yüzündeki hüzün ve çaresizlik hali daha ilk bakışta bile hissedilebiliyordu. Tanışmış, Enes'in durumunu uzun uzun konuşmuş ve artık neler yapılması gerektiği konusuna gelmiştik. Onları bekleyen zorlu tedavi sürecini anneye enine boyuna tüm detaylarıyla anlatmıştım. Annenin gözlerinde ki o çaresiz bakışlar hala devam ediyordu. Çünkü kendilerini ne kadar zor günlerin beklediğini az çok anlamış gibiydi.

Halledilmesi gereken iki ciddi sorun vardı ortada: İlki Enes'in ciddi davranış bozuklukları vardı, örneğin çıldırmışcasına ağlıyor ve kesinlikle susmuyordu. Üstelik ağlamanın dozu tüm tedavi süresince hiç azalmıyordu, öyle ki çalıştığımız katta ki tüm sınıflar biz seansa girerken boşalıyordu. Enes'e fizyoterapist ve öğretmen de dayanmıyordu, çünkü haklı olarak bu ısrarlı ağlayışın karşısında kimse onunla çalışmaya da fazla yanaşmıyordu. İtiraf etmeliyim ki, ben bile başlarda onunla çalışmayı istememiştim. Ancak annenin aklı başında ve uyumlu tavırları çok hoşuma gittiği için denemek istemiştim.

Tedavilere başlamıştık. Ben kurumda, anne evde, Enes'in tüm egzersizlerini, Enes'e rağmen uyguluyorduk. Enes'e rağmen diyorum çünkü yaklaşık altı ay çok yoğun bir tempo ile çalışıyor olmamıza ve psikolog arkadaşlarımızdan destek almış olmamıza rağmen Enes hala çıldırırcasına ağlıyordu. On yıllık iş deneyimim vardı, yüzlerce hasta elimden geçmişti ve birçoğunun da bu kadar davranış bozukluğu olmasına rağmen, hiç biri Enes kadar uzun süre ve değişmez bir tutarlılıkla ağlama alışkanlığını sürdürmemişti.

Şaşkındım, aile de şaşkındı. Sanki üzerimizde gri bir bulut vardı ve o hiç gitmiyordu, öyle ki hiç gitmeyecekmiş gibi de görünüyordu. Derken, ben bir gün hastalandım ve rapor alarak işe gidemedim. O gün de Enes'in benimle yine bir seansı vardı. Dolayısıyla seansım iptal edildi. Annesi, benim hasta olduğumu ve bugün tedavi yapılamayacağını Enes'e anlatınca, Enes benim adımı haykırarak ağlamaya başlamış. Zannetmiş ki, ben artık onunla çalışmayacağım. Derken, ertesi gün tekrar tedaviye gelip beni görünce işte o beklenen tarihi an yaşandı: Enes bana sarıldı ve ilk defa ağlamadı!

Ve bu davranış problemlerinin kırılma noktası olmuştu. Adeta Enes'in kabuğu kırılmış, içinden ışık saçılmaya başlamıştı. Enes, artık fazla ağlamıyordu ve etrafıyla iletişim kurmaya başlamıştı, hatta kurumdaki eğitimciler ve diğer hastalarla da tanışmaya, diyalog kurmaya başlamıştı. Artık kimse çalıştığımız katı terk etmiyordu. Enes'in ailesi de ilk defa rahat bir nefes almış ve umutlanmıştı.

Artık ikinci sorunu çözmeye daha fazla odaklanmalıydık. Enes'in tüm vücut kasları şiddetli spastikti. Biz, hiç tempomuzu düşürmeden yaklaşık üç yıl yoğun bir tedavi programı uygulamaya devam ettik. Ancak söylemeden geçemeyeceğim ki, kat ettiğimiz yolda Enes'in annesinin hatırı sayılır bir çabası ve iş birliği vardı.

Sonunda Enes, ellerini, kollarını ve bacaklarını kullanmaya başlamış, paralel barda yardımsız yürüme seviyesine kadar gelmişti. Ayrıca konuşması daha da düzelmişti, kendisini daha rahat ifade edebiliyordu. Üç yıllık çalışma ve azmimiz, bizi hızlı adımlarla başarıya taşımıştı. Yatalak durumdaki bir çocuk yeniden hayat kazanmıştı. Konuşuyordu, gülüyordu, mutluydu ve haraket kısıtlılığı ortadan kalmıştı. Tabii ki tek mutlu olan o değildi; Ailesi mutluydu, elbette ki ben de mutluydum.

Sağlık poblemlerim nedeniyle artık bayrağı başka bir fizyoterapist arkadaşıma devretmem gerekmişti, ama içim rahat ve huzur doluydu. Normale yaklaşmış bir hastamı, adeta altın bir tepsi içinde diğer çalışma arkadaşıma emanet ediyordum. Bundan daha güzel ne olabilirdi ki? M. Enes SOLAN... Solmaya yüz tutmuş bir hayata tüm azmimiz ve çabamızla renk vermiştik hepberaber.. İŞTE MUTLULUĞUN BİR RESMİ DE BUYDU BİZCE...

Fzt.Sevda Sarıkaya