Anne işe gitmek üzere çocuğundan her ayrılışında, onun tehlikede olduğunu, bu tehlikeyi fark edemeyeceği için bertaraf edemeyeceğini, dolayısı ile çocuğunu koruyamayacağı ve onu kaybedeceği endişesini yaşar.
Anne, başkasına emanet ettiği çocuğunun beslenmesinin, temizliğinin ve bakımının yeterince yapılamayacağından kaygı duyar. Çocukların maruz kaldığı her türlü taciz, çalışan annede kendi çocuğuna da benzer bir taciz gerçekleşecekmiş korkusu yaratır. Annenin uykuları kaçar, hırçınlaşır, kendi hazlarından vazgeçer, davranışlarında depresyon öğeleri ortaya çıkar.
İşten geri kalan zamanının önemli bir kısmını kendi ev işlerine ayırmak durumunda kalan ve aşırı yorulan annenin, çocuğuna ayırabileceği zaman daralır. Yorgun anne ve çocuk baş başa kaldıklarında, bu dar zamandan yeterince yararlanamazlar. Anne kendini yetersiz hisseder. Bu durum, çalışan annenin stresini bir kat daha arttırır.
Çocuk, yaşa bağlı olarak sürekli ve süratli bir değişim gösterir. Anne yetiştirmekte olduğu çocuğunun üzerindeki kalıcı etkisinin farkında olduğu içindir ki, özellikle hata yapmamak adına duyduğu sorumluluk duygusu davranışlarına yansır.
Çocuğa doğru yaklaşımın temel prensibi, çocuk davranışlarını takip edip doğru yorumlamaktadır. Hiç bir yorum yapılamıyorsa, çocuğu germeyecek yaklaşımın benimsenmesi ve güvenilen bir uzmana başvurulmasında fayda vardır.
Özellikle anne işe giderken nasıl davranması gerektiği konusunda kafası karışıktır. Bebeği uyurken usulca kapıyı kapatıp çıkmalı mıdır, onu uyandırıp öpüp koklamalı ve ben gidiyorum mu demelidir?
Çalışan annenin yapması gereken, evden ayrılırken bebeğine tekrar geleceğini anlatması ve buna onu ikna etmesidir. Şüphesiz ki bu, sözel bir ikna yöntemi olmayacaktır. Onuncu aydan büyük bebekler obje devamlılığını kazanmıştır. Yani oyuncağı yere düşse de düştüğü yere bakmak sureti ile takip edebilmektedir. O halde anne kendini objeleştirmek sureti ile evden ayrılmalıdır. Bunun sağlanabilmesi için anne asla evden bebeğin arkasından ağlamasına engel olmak amacı ile 'sıvışarak' ayrılmamalıdır. Annenin 'sıvışarak' yani gizlice evden ayrılması halinde, çocuk anne ayrılırken ağlamamış olur ama annenin yokluğunu fark ettiğinde çaresizce onu arar. Bu da bebekte depresyona neden olur.
Annenin evden ayrılırken yapabileceği bir başka şey ise; bebeğine kokusunu bırakmaktır. Yani, kullanmış olduğu ve kendi kokusunu taşıyan bir başka eşyasını bebeğin yatağında bırakabilir. Evden ayrılırken bebeği her zaman yapmadığı fakat sadece ayrılma ve kavuşma durumunda baş vuracağı belli bir davranış ile sevip, saçını okşamalı ya da belli bir kelimeyi ritmik sevecen bir sesle söyleyerek ayrılabilir karşılaştıklarında yine aynı davranışı tekrarlayabilir. Annenin yaratıcılığına bağlı alternatifler geliştirmek mümkündür.
Anne bebeğin uykuda olduğu bir saatte evden ayrılıyor ise, onun uyku saatlerini değiştirerek kendisi evden ayrılırken bebeğin uyanıyor olmasını sağlayabilir. Kesinlikle 'sıvışmamak' adına bebeğin uykusunu bölmemelidir. Eğer bebeğin uyku saatlerini değiştirmek mümkün olmuyor, ya da anne çok erken saatlerde evden ayrılıyor ise, bebeğinden ayrılma ve kavuşma davranışlarını bebek uykuya dalarken tekrarlayabilir.
Çocuğun biraz daha büyümesi ile birlikte anne evden her ayrılışında, aralarında 'bir sır' olan bir objeyi bebeğine bırakmalıdır. (Bkz. Anne İş'te)
Sevgilerimle,
Prof.Dr. Sabiha Paktuna Keskin