2 sonuçtan 1 ile 2 arası

Konu: Bir boş duvar, bir kitaplik; tvsiz hayat

  1. #1

    Bir boş duvar, bir kitaplik; tvsiz hayat

    BİR BOŞ DUVAR, BİR KİTAPLIK; TVSİZ HAYAT
    Evimizde bir boş duvar, bir de dolu bir kitaplık var. Hayatımızın tam ortasında, koltuklarımızın tam karşısında koca bir kitaplık. Yaşam alanının ortasında bir bilgi, hayal, hipotez, masal kaynağı..
    Bazılarına göre çok cesur, belki radikal bir karardı televizyonu satmak. Bunu yalnız kızım için yaptığımızı düşünenler içinse, belki ‘aşırı’. Oysa bu çocuğu mahrum bırakmaktan ya da yasaklamaktan, fanusa koymaktan başka bir şeydi bizim için. Bu bir hayat tarzı.
    Evlendiğimizde eşyaları yerleştirirken TVyi alakasız uzak bir duvara asmış, koltukları karşı karşıya koymuştuk. Yüz yüze bakıyorduk. Demiştik ki, bizim evimiz muhabbet evi olsun. Çünkü ne olursa olsun tüm koltuklar televizyona bakınca, e o da tüm renkleriyle parlarken insanın karşısında.. Sohbetin tam ortasında gözü kayıveriyordu insanın ekrana. Kaymasın istemiştik.
    Kızım doğduktan sonra maçlar dışında açılmadı bir daha. Gerek duymadık, elimiz gitmedi. Zamanla da alışıverdik onsuzluğa.
    Sadece yerini değiştirmek bile izleme sıklığını değiştirebilir. Belki bunu bir yere not etmek istersiniz.
    Televizyonun çocuklar için zihinsel ve gelişimsel açıdan, yeme bozukluğu, cinsel kimlik, şiddet eğilimi vb. açısından zararları malum. Şirketlerin geleceğe yönelik olarak, onların tüketim alışkanlıklarını yönlendirmek için TVyi bir silah olarak kullandığı, iktidarın yeni nesli çizgi filmler aracılığı ile şekillendirmek istediği ise yeni açılan iki konu başlığı. (Şahsen ben Pepe’nin bir bölümünde Gezi’nin de simgesi haline gelen Gay Fawkes maskesinin korku objesi olarak kullanıldığını izledim. Bu gerçek bir bilinçaltı siyasi yönlendirme.) Ancak bu uzun bir başka yazı konusu.
    Televizyonun biz yetişkinler için zararları ise pek fark edilmiyor aslında ama malum; hipnotize olmuş gibi içindeyiz dünyasının. Gerçek olmadığını, inanılmaz bir yönlendirme aracı olduğunu, bir yanılsama aracı olduğunu, ekranların bizi birbirimizden kopardığını bile bile içindeyiz. TV(ler) evimizin içinde, her birimiz farklı odalarda, farklı kanalların içindeyiz. Peki o olmadığında ne mi oluyor?
    TV olmayınca evde, çok konuşuyoruz baştan uyarayım. Acayip çok konuşuyoruz. Öyle çok sohbet ediyoruz ki, tuvalete zor gidip, su içmek için ara verince birbirimizden özür diliyoruz.
    Ben saydım!! Daha çok seni seviyorum diyoruz. İzleyecek dizi olmayınca birbirimizin gününün nasıl geçtiğine, ruh haline daha çok vakit ayırıyoruz.
    Kendi özgün hayallerimizden konuşuyoruz birimiz diğerimizin dizinde yatarken. Sonra, hayalleri gerçek yapabilmek için somut adımları korkmadan atabiliyoruz. Çünkü TV olmayınca kimse hayallerimizi genel izleyici kitlesinin hayallerini yönlendirdiği gibi yönlendiremiyor. Kimse, dizilerin içine ‘o hayal ettiğin şey mümkün değil!!’leri şıkıştıramıyor. Haberlerde kurduğum hayalleri yıkacak sanal söylemler, benim düşünmemi, örneğin; kadın başıma bir şeyler yapmamı engelleyecek, korkutucu cümleler duymuyorum. İnanın cinsiyetçi yaklaşımlar ‘Geç saatte sokağa çıkan kadını taciz ettiler!!’ gibi basit ama nedeni meşrulaştıran ve içimize gizli bir korku yerleştiren cümlelerin arkasında gizli.
    Reklamları görmeyince/duymayınca, ne almam ve nasıl yaşamam gerektiğini, daha mutlu, daha canlı, daha rahat, daha kolay yaşamak için ne satın almam gerektiğini duymayınca, daha az tüketerek mutlu, canlı, rahat, konforlu, kolay, sade yaşayan olabildiğimi görüyorum. Mutluluğun anahtarının tüketmek değil, üretmek olduğunu görüyorum.
    Televizyonsuz, daha çok düşünüyorum. Şaka değil. Elimde bir kitap, koltuğa uzanıp, tavana bakıp düşünüyorum. Her şeyi..
    Kendim, kızım ve kocam için değişebilmeye yeterli zamanım oluyor, çünkü zihnim TVsiz daha az meşgul oluyor sanal meselelerle.
    TV olmayınca daha az öfkeleniyorum. Televizyon öyle bir uyaran ki, tüm gün bana gizliden gizliye verdiği korku, ‘buna sahip değil misin? O zaman mutsuzsun’, ‘ne yani kocan romantik değil mi? Evlilik böyle olmalı’, ideal vücut, ideal erkek, ideal kadın vs mesajlarıyla doluyor insan. Ve öfkeleniyor nedenini bilmeden.
    O olmadığında çok ama çok okuyorum. Kızım da kitap okuyor. Masal diyarında geziyor. TVde rastlayamayacağı, başka!!, çok başka müzikler dinliyor. Müzikte dünyanın birçok dilini,ritmini duyuyor. İçindeki müziği, dünyanın farklılıkları ile şekillendiriyor. Cinsel meta olan kadınlığı ise görmüyor. Hayır hayır!! Beyoncé gibi değil, kendi gibi dans ediyor.
    Televizyon olmayınca kızıma çok, çok çok zaman ayırıyorum. Arka planda beynimin algıladığı sürekli bir ses olmayınca, dikkatimi sadece ona verebiliyorum. Dikkatimi sadece ona verebilmek, onun bana olan ihtiyacını giderince, o daha çok kendi kendine oyun oynayabiliyor ve ben o sırada kendime keyifle vakit ayırabiliyorum. Ya da keyifle oturup onu izleyebiliyorum.
    Doğrusu bu ya..TV olmayınca ben kızımı izliyorum.. Her anını..
    TVsiz kızım zihnen daha az yoruluyor. Çocuk zihni kamera gibi, filtresiz, , ilgilenmiyor gibi görünse bile her şeyi duyup görüyor. Bir yetişkin olarak ben öyle mesajlar alıyorum ki farkında olmadan televizyondan, kızımın bunların fazlasına maruz kalabileceğini biliyorum.
    Ve kesinlikle daha az televizyonun çok uyku ile doğrudan bir bağlantısı var. Gün içinde daha az uyarılan çocuğun daha kolay uykuya geçebildiğini 21 aydır gözlemliyorum.
    TV olmayınca kızım evde fiziksel olarak sürekli aktif oluyor. Motor gelişimi bundan olumlu etkileniyor. Bedenini, sınırlarını tanıyor. Aaa?? Yine konu uykuya geldi, yoruluyor ve uyuyor.
    Eve huzurlu bir sessizlik hakim oluyor geceleri. Hayal kurmaya, eşini sevmeye, sarılıp oturmaya ve tamamen alakasız şeyler düşünmeye müsait.
    Misafir televizyonun olmadığını anlayamayacak kadar meşgul tutuluyor evde. Çay koymayı unuttuğumuz sohbetler uzayıp gidiyor dizilerden bağımsız ve dizilerden bağımsız çıkabiliyoruz sokağa.
    Camdan daha sık bakıyorum. Sokağımın rutinlerini öğreniyorum. Komşularımı görüyorum, onları tanıyorum, çocukları izliyorum parkta oynayan, çocukları tanıyorum. Mesela geçen gün balkondan balkona sohbetle komşumla tanıştım. Camdan daha çok bakınca, tanıdıklaştıkça sokak bana, tanıdık yüzleri görünce yüzümden gülümsememi eksik etmiyorum.
    Daha az yiyoruz. Neden bilmem.
    Onsuz yemek yemek sosyalleşiyor ve hipnotize olmadan sadece karın doyurmakla ilgisi olmaya başlıyor. Acıkan çocuk da yiyor, TVye gerek duymadan. Aynı sofrada keyifle, aynı yemeği yiyor bizimle. Babasına gününü anlatıyor; parkta düşmüş de, dizi uf olmuş…
    Televizyon izlerken yemeyince yemeği, eşimin yüzünde görüyorum mutluluğunu emek verdiğim sofranın ve yine aynı şeyi söylüyorum. Sohbet ediyoruz.
    TVsiz evde çok sıkılıyoruz. Kızım da sıkılıyor. Sıkılmak; yeni fikirlerin, yaratıcılığın anahtarı oluyor hep ve bana sıkılmak lazım, boş zaman lazım yaşamak için dedirtiyor.
    Belki de televizyon olmadığından şu an, yağmuru ve rüzgarı dinliyorum evde.
    Yazıyorum ama bitmiyor TVsiz deneyimlerin listesi.
    Bana en çok ‘peki ya sonra?’ diye soruluyor. Kızın ne yapacak? Dışarıdaki hayat, tv ona çekici gelmeyecek mi? Eninde sonunda her ortamda televizyon görmeyecek mi?

  2. #2
    Başka bir eve gittiğinizde ne yapıyorsunuz?
    Televizyon olmadığında aslında eve giren medyayı siz seçmiş oluyorsunuz. Maruz kalan olmuyorsunuz başka bir deyişle. Aktif internet kullanıyorsanız istediğiniz her şeyi internet üzerinden izleyebileceğinizi biliyorsunuzdur. Hah işte!! Biz bir şey izlemek istiyorsak, bunu istediğimiz zaman izleyebiliyoruz netten. Önemli olan seçmek. Bahsettiğim seçim, kumanda tuşlarının veya kanalların sayısı ile sınırlı değil. Bu seçim, kanalların bize dayattığı yayın akışı arasından seçmek de değil. Çünkü bize sunulan bolca hatta fazlaca izleme ve tüketim seçeneğinin altındaki aslında bir özgürlük değil. Başka bir şey, böyle kafa karıştırıcı bunaltıcı bir şey. Çok tüketmekle sonuçlanan bir şey, ki bu da başka bir yazı konusu. (Seçeneklere sahip olmak kötüdür demek istemiyorum. Ben seçeneklerin sunum şeklinden ve ihtiyacımızdan fazla seçeneğimiz olmasından bahsediyorum. Sırf seçeneğimiz olduğu için aldığımız, tükettiğimiz şeyler olduğunu fark etmek gerektiğini düşünüyorum.)
    Kızım da üç-dört yaşından sonra daha önce izleyip, seçtiğimiz görselleri/yayınları/yapımları bizimle birlikte izleyebilecek ve biz ona neden Disney çizgi filmlerini değil de Charlie Chaplin izlemeyi seçtiğimizi uygun bir dille anlatacağız. Bu, neden daha az su tüketimi yapmayı seçtiğimiz, neden uygun mesafeleri yürüyerek gitmeyi tercih ettiğimiz, neden haksızlığa karşı durduğumuz gibi sıradan ve ailenin duruşunu sergileyen her şey gibi hayat akışı içinde olan bir durum. Yani bu kızımın içine doğduğu aile. Nasıl biz değerlerimizi, yaşam tarzımızı, seçimlerimizi ailelerimizden alıyorsak bir oranda, ailenin medya seçimi de bunlardan biri aslında.
    Dışarıda televizyonla karşılaşıyoruz elbet. Gittiğimiz her yerde ekranlar mevcut. Genelde kızım hiç ilgilenmiyor ama sorduğu zamanlarda da konuya ölümcül bir mevzu gibi yaklaşmıyoruz. Gayet normal bir şekilde sorduğu sorulara cevap veriyoruz. Başka insanların başka hayatları, başka tercihleri var ve biz buna saygı duyduğumuzu anlatıyoruz. Gerçekten zararlı olduğunu düşündüğüm bir içerik var ise ekranda, oradan uzaklaşıyoruz. Eğer şiddet içerikli bir şeye maruz kaldı ise, izlediği görselin onun üzerindeki etkisini onun istediği sıklıkta konuşarak ve onu dinleyerek hafifletiyoruz.
    Dolayısı ile benim amacım kızıma televizyonu yasaklamak değil.
    Neye maruz kaldığını, kalabileceğini anlamasını sağlayacak farkındalık katmak. Çocukken izlediklerinin karakterine, cinsiyet rolüne, tüketim tercihlerine, sosyal hayatına, yaşam tarzına ve hayallerine müdahalesine; o bununla savaşabilecek yaşa gelinceye kadar izin vermemek ve onu bu müdahaleye karşı savaşıp düşünmesini sağlayacak düşünsel araçlarla donatmak. Ne izlediği, okuduğu, gördüğü, duyduğu üzerine düşünme davranışına model olmak.
    Kısaca annelik yapmak. Sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırmak gibi medya/iktidar/popüler kültür vb yönlendirmesi olmadan, bağımsız düşünebilme yeteneği kazandırmak.
    Pek tabi siz bunu evinizde TV varken de yapabilirsiniz. Süreyi kısıtlayabilir, çocuklar uyanıkken televizyonu kapalı tutabilirsiniz. Çocuğunuz TV izliyor ise, sakıncalı bulduğunuz programlar hakkında onlarla dürüstçe konuşabilir, etkilendiklerini düşünüyorsanız onlara izlediklerinin ne hissettirdiğini/düşündürdüğünü sorabilirsiniz. Konuşmak ve dinlemek her zaman iyileştirir.
    Belki bir zaman sonra (büyüdüğünde) kızımın isteği ile TV yeniden girer hayatımıza, bilemem. O zamana kadar bu farkındalığa model olabilmeyi diliyorum sadece.
    Unutmuşum, TV olmayınca, okuduğunuz üzere, yazıyorum.
    Başka bir hayat mümkün.. Hayal edelim kafi..
    Şule Seda AY

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Duvar resimleri nasıl yapılır
    By Rukiye Vural in forum İç mekan Dekorasyon Fikirleri
    Cevaplar: 13
    Son Mesaj: 26.02.2016, 15:15
  2. Duvar panosu
    By EYLÜL-14 in forum İç mekan Dekorasyon Fikirleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09.08.2015, 11:33
  3. Organ bağışı hayat kurtarır
    By joyhbuber in forum Güncel
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11.04.2015, 20:28
  4. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 29.03.2015, 22:00
  5. Kraft kağıdından duvar defteri :)
    By gbozog in forum kağıt çalışmaları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 04.02.2015, 14:57

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •