Sayfa 3/7 İlkİlk 12345 ... SonSon
66 sonuçtan 21 ile 30 arası

Konu: yaşama dair hikayeler...

  1. #21

    Üyelik tarihi
    16.08.2014
    Yer
    KONYA /ÇUMRA
    Mesajlar
    402
    ÖLÜMDEN KAÇIŞ
    Hayvanlarla konuşabilen ve rüzgara, maddeye hakim olabilme yeteneği ile donanmış Peygamber, Hazret-i Süleyman, bir gün Kudüs’te, çadırında arkadaşları ile oturup sohbet ederken, içeriye bir adam girer. O mecliste oturan bir kişiye dikkat ve hayretle bakarak çıkıp gider.
    Şaşıran adam, Hazret-i Süleyman’a sorar:
    – Bu adam kimdi?
    Peygamber cevap verir:
    – Azrail’di.
    Bu cevabı alan adam müthiş bir paniğe kapılır ve Hazret-i Süleyman’a yalvarır:
    – Ya Süleyman, Azrail bana çok tuhaf baktı. Ne olur beni buradan kaçır. Uzaklara gönder.
    Arkadaşının ricasını kırmaz gül yüzlü Peygamber. Rüzgar emrindedir ya bindirir rüzgara ve gönderir Hindistan’a. Adam ertesi gün Hindistan’da birden karşısında, bir gece evvelinden gördüğü ve artık tanıdığı Azrail’e rastlar. Başına geleceği anlar ve konuşur:
    – Anladım, benim canımı almaya geldin. Yalnız bir sorum var, ona cevap ver öyle al canımı, der. Dün beni Süleyman’ın çadırında görünce neden yüzüme hayretle baktın?
    Azrail cevap verir:
    – Ben dün senin canını, ertesi gün Hindistan’da almak emir almıştım. Seni Kudüs’te Süleyman’ın çadırında oturur görünce, ‘Bu adam bir günde Hindistan’a nasıl gidecek?’ diye hayret ettim der.
    Kıssadan hisse, size tayin edilen vakitten kurtulup daha fazla yaşamanız mümkün değildir.
    Ecelden kaçılmaz. Ve ecel, bir gün mutlaka başımıza geleceğine göre ha bugün ha yarın, ne fark eder?

  2. #22

    Üyelik tarihi
    16.08.2014
    Yer
    KONYA /ÇUMRA
    Mesajlar
    402
    [OKUNMAYA DEĞER]
    Adam oğlunun odasının önünden geçerken hayretle bakakaldı. Yatağı güzelce toplanmıştı ve odası hiç olmadığı kadar derli toplu görünüyordu. Sonra adam yastığın üzerine bırakılmış mektup zarfını farketti. Üzerinde -Babama- yazıyordu. Aklından geçen bin bir kötü düşünceyle mektup zarfını açtı ve titreyen elleriyle mektubu okudu:
    Sevgili babacığım;
    Sana bu satırları derin bir pişmanlık ve üzüntü içinde yazıyorum. Kız arkadaşımla kaçmak zorundaydım çünkü seni ve annemi yaşanacak rezaletten uzak tutmak istedim. Gerçek tutku ve aşkı ben jale ile buldum ve o öyle tatlı ki anlatamam. Şunu biliyordum siz onun vücudunun her yerine taktığı küpeleri, derisine işlettiği dövmeleri, kendine has o çılgın giyim tarzını asla ama asla onaylamayacaktınız ve tabi benden çok büyük olmasıda bir sorundu. Fakat benim için bunlar değildi gerçek tutku ve gerçek aşk Baba jale hamile! Jale’nin dediğine göre çok mutlu olacağız. Ormanda kendine ait bir karavanı ve tüm kış yetecek kadarda yakacağı var. Bir sürü çocuğa sahip olma düşüncesi rüyalarımızı süslüyor. Jale benim gözlerimi esrar gerçeğine açtı ve artık biliyorum ki esrar kimseye zarar vermez. Esrar yetiştirecek ve insanlara pazarlayacağız ve yine bu sayede ihtiyacımız olan kokoin ve ekstaziye ulaşacağız. Artık tam anlamıyla bilime yalvarıyoruz dualar ediyoruz şu AIDS in çaresi bulunsun ve Jale sağlığına kavuşsun diye... O kesinlikle iyileşmeyi hakediyor. Endişelenmeyi bırak baba ben 15 yaşındayım ve kendi başımın çaresine bakabilirim. Eminim birgün geri döneceğiz ve sen kendi torunlarını tanıyacak, seveceksin Oğlun...
    NOT: Baba yazdığım mektubun tek kelimesi bile doğru değil. Ben Mehmet'lerdeyim. Sadece sana; masamın üzerinde seni bekleyen karneden daha kötü şeylerin olduğunu hatırlatmak istedim

  3. #23

    Üyelik tarihi
    16.08.2014
    Yer
    KONYA /ÇUMRA
    Mesajlar
    402
    "Banyo taburesine oturmadan önce su döken nesiliz biz. Annemizin sinirlenince kafamıza 'dannk' diye ses çıkartan taslarla yıkandık banyodan sonra havluya sarılıp sobanın yanına geçtik..
    Saçlarımızdan düşen suları sobaya düşürür cısss sesini dinledik. En güzel mahalle maçlarını annemizin zamansız banyo yaptırmaları yüzünden kaçırdık. Cumadan verilen ödevi pazar akşamı yapan nesiliz. Aynı simidi 2-3 kişi yiyip aynı şişeden gazoz içtik. Arkadaşın bisküvisinden alınca içi yanan değil mutlu olan nesildik. Anne terliğinin tadına doyumsuz bakmış, pazar banyosunu genelde leğende ülfet sabunu ve maşrapayı kafasına yiye yiye yıkanmış tertemiz çocuklardık. Her sabun kokusunda çocukluğum aklıma gelir bu yüzden..
    Bizler kardan adam yapıp erimesin diye dua eden çocuklardık. Sokak oyunundan vazgeçemeyip, salça ekmek yiyip doyan çocuklardık. Yere düşen ekmeği öpüp başımıza koyardık, tuvaleti geldiğinde annesi eve alır korkusuyla sokağa çiş yapan çocuklardık. O günler çok çok güzeldi hele hele bugünlerle karşılaştırıldığında."

  4. #24

    Üyelik tarihi
    16.08.2014
    Yer
    KONYA /ÇUMRA
    Mesajlar
    402
    San Francisco Körfezi'ndeki bir okulda okul müdürü 3
    öğretmeni çağırıp şöyle demiş. " Siz üç öğretmen sistemde en iyi ve en uzman
    kişilerden olduğunuz için 90 tane seçkin üstün
    öğrenciyi size vereceğiz. Bu öğrencilerin gelecek yıl
    da hızlarını korumalarını sağlamanızı ve çok şey
    öğrenmelerini bekliyoruz. " Üç öğretmen, öğrenciler ve öğrencilerin anne -babaları
    bunun çok iyi bir fikir olduğunu düşünmüşler. O okul
    dönemi hepsinin hoşuna gitmiş ve çok başarılı
    çalışmalar yapmışlar. Okul bittiği zaman öğrenciler bütün San Francisco
    Körfezi'ndeki diğer öğrencilere göre % 20-30 daha
    başarılı olmuşlar. Yıl sonu geldiğinde müdür, üç
    öğretmeni çağırmış ve onlara şöyle demiş. "Bir itirafta bulunmak istiyorum. En zeki öğrencilerin
    90'ı sizde değildi. Onlar ortalamanın biraz üstünde
    öğrencilerdi ve o 90 öğrenciyi sistemden tesadüfen
    seçtik." Öğretmenler doğal olarak öğrencilerde görülen
    başarının kendi istisnai öğretme becerilerine
    bağlanması gerektiği sonucuna varmışlar. Müdür
    devam etmiş. "Bir itirafım daha var demiş. Siz de en parlak
    öğretmenler değilsiniz. İsimlerinizi bir şapkanın içine
    doldurduğum kağıtların arasından rasgele seçtim." Siz inandığınız için başarılı oldunuz . . .

  5. #25
    Adam, telaşlı, öfkeli bir halde hanımına bağırıp, çağırıyordu. Babalarının sesini duyan iki çocuk ise yataklarından kalkıp salona gelmişti. Babalarının öfkesini görünce, korkmuş, sinmiş halde birer koltukta sessizce oturup kalmıştı. Adam, çocuklara, hanımın üzüntüsüne aldırmadan söylenip duruyordu:
    -Söyledim değil mi, söyledim. Bu gün toplantı olduğunu, açık mavi gömleği ütülemeni söyledim. “Kahverengi gömlekle gidiversen nolur! muş. Bugün sunum yapacağım, karamsar bir görüntü mü vereyim, dinleyenlerin içi kararsın, bu da projeye verecekleri oyu etkilesin! Bunu mu istiyorsun?
    -Tamam bey, bitti işte.
    Adam açık mavi gömleği hışımla aldı;
    -Bitti, tabi bitti ama ben geç kaldıktan sonra bitmiş neye yarar.
    Hanımı çocukların korkmuş yüzlerine baktıktan sonra, yine eşini sakinleştirmeye çabaladı;
    -Dün bundan da geç çıkmıştın, vakit var, yetişirsin.
    -Anlamıyor ki, anlamıyor ki. Bu gün sunumu ben yapacağım. Herkesten önce gitmeliyim ki, gelecek önemli konuklara ‘Hoş geldin’ demeliyim.
    Adam bir sürü söz daha söylenerek, bağırarak çıktı, arabasını çalıştırıp uzaklaştı. Hanımı, direksiyon başında da öfke saçan eşinin halinden endişelendi, “Bir kaza yapmasa bari”.. Eşi uzaklaşınca, çocuklarının yanına gidip sarıldı, rahatlatmaya çalıştı.
    -Madem erkenden kalktınız, hemen size sultanlara layık bir kahvaltı hazırlayıp getireceğim.
    Mutfağa geçti, zihnindeki huzursuzluğu dağıtmak için hemen neşeli müzikler çalan bir radyoyu açtı. Ocağa haşlamak için yumurta koydu, cezvede süt ısıtmaya başladı. Masaya zeytin, peynir, reçel koymayı da ihmal etmedi. Biraz sonra çocuklarına seslendi
    -Kahvaltınız hazııır!
    Çocuklar kahvaltıya otururken, radyoda müziğin birden kesilmesi dikkatini çekti.Son dakika haberi anonsuyla, radyonun sesini biraz daha açtı. Radyo’da zincirleme bir kaza haberi vardı. Ayrıntılarla biraz sonra birlikte olacağız demişti spiker ama kazanın yerini söylediği andan itibaren o sandalyesine yığılıp kalmıştı. Spikerin bahsettiği kaza yeri, kocasının her gün işe giderken geçtiği dörtlü kavşaktı. Eşinin bu kavşaktaki trafikten şikayetçi olduğunu, her sabah yoğun bir trafik olduğunu söyleyişi aklına geldi. “Geç kaldım diye acele edip acaba o da” Aklına gelen düşünce içini daha da yaktı, hemen ayağa kalktı.
    -Çocuklar, unutmayın ocağa yaklaşmak yasak. Kahvaltınızı yapıp salona geçin, oynayın. Benim acil bir yere uğramam gerek, kapıyı da kimseye açmayın tamam mı?
    Sokağa çıkmak için üzerine bir şeyler aldı, cebine de bir taksi parası aldı. Kapıya yöneldiğinde kocasının bu kazada ölmüş olabileceği endişesiyle kabaran yüreğine daha fazla dayanamayıp, ağlamaya başlamıştı. Gözyaşlarını çocukları görmesin diye, açık olan mutfak kapısına sırtını dönmeye özen gösteriyordu. İçindeki acının kocasının ölmüş olma ihtimali kadar, giderken kendisini kırması ve çocuklarının önünde bağırıp çağırmasından da kaynaklandığını anladı. Oysa her zaman böyle öfkeli değildi.
    -Eğer ölürse, çocuklarım babalarını, son gördükleri haliyle mi hatırlayacak? Kalp kıran, öfkeli bir baba olarak mı kalacak akıllarında?
    Kapıdan çıkarken, çocuklarına bir kez daha seslenecekti ama artık akan gözyaşları saklanamayacak haldeydi. Hemen kapıyı açıp dışarı çıkmak için hamle yaptı ama karşısında kapıya doğru adım atmakta olan kocası vardı. Adam, bir an karısının ıslak yanaklarına baktı; “Haberleri mi dinledin?” diye sordu. Hanımı, konuşamadan sadece başıyla onayladı. Adam, önce sarıldı, sonra eşinin yanaklarını sildi. Hanımı zorlukla sordu;
    -Hani önemli bir toplantına geç kalmıştın, niye döndün?
    -Kaza benim hemen yakınımda oldu. O anda toplantıdan daha önemli bir şeyi unuttuğumu hatırladım. Eğer o kazada ölseydim”
    O anda çocuklar da yanlarına gelmiş, babalarının yine öfkeli olabileceğini düşünerek, annelerinin yanında durmuştu. Adam, bütün içten, samimi gülümsemesiyle çocuklarını yanına çağırdı, boyunlarına sarıldı, yanaklarından öptü.
    -Ben bu gün büyük bir hata yaptım ve evden çıkarken, sizleri ne kadar sevdiğimi söylemeyi unuttum. Böyle önemli bir şey unutulur mu hiç. Ne yapalım, ben de geri döndüm.
    NE ZAMAN ÖLECEĞİMİZİ, BAŞIMIZA NE GELECEĞİNİ HİÇBİR ZAMAN BİLEMEYİZ. BU YÜZDEN SEVDİĞİNİZ İNSANLARLA AYRILIRKEN HEP GÜZEL HATIRLANACAĞINIZ BİR ŞEKİLDE VEDALAŞIN. BAZ

  6. #26

    Üyelik tarihi
    16.08.2014
    Yer
    KONYA /ÇUMRA
    Mesajlar
    402
    EĞER YÜRÜDÜĞÜNÜZ YOLDA GÜÇLÜK VE ENGEL
    YOKSA BİLİN Kİ O YOL SİZİ
    BİR YERE ULAŞTIRMAZ…
    Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine
    kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu.
    Bakalım neler olacaktı? Ülkenin en zengin tüccarları, en
    güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan
    öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya
    girdiler. Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından
    bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu.
    Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu.
    Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı
    ve ıkına sıkına itmeye başladı. Sonunda kan ter içinde
    kaldı; ama kayayı da yolun kenarına çekti.
    Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın
    eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü. Açtı. Kese altın
    doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde... “Bu altınlar kayayı
    yoldan çeken kişiye aittir” diyordu kral. Köylü, bugün dahi
    pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.
    “Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir
    fırsattır...”

  7. #27

    Üyelik tarihi
    16.08.2014
    Yer
    KONYA /ÇUMRA
    Mesajlar
    402
    Evlenmek niyetiyle görüşmeye gelmişlerdi.
    Delikanlı, genç kızı, şöyle bir süzdü ve sessizce düşündü:
    "Güzel kız fena değil. Ama biraz kendini beğenmiş. Acaba bu hali devam eder mi? Ya ederse? O zaman bununla yaşanmaz. Ben dayanamam ukala bir kadına, kadın dediğin biraz uysal olmalı... Neyse canım, hele bir evlenmeyi kabul etsin. Ben onu değiştirmeyi bilirim."

    Genç kız da simasının ortasına sinsi bir tebessüm kondurdu.
    "Fena çocuk değil. İşi de yerinde. Rahat bir hayat yaşarım. Lâkin biraz 'dediğim dedik' gibi. Acaba buna, sözümü dinletebilir miyim? Aman canım, düşündüğüm şeye bak. Evlenelim de ben onu mum gibi yapmasını bilirim."

    Ve "değişim savaşı"nın imzaları alkışlar arasında atılır.
    Ayaklar birbirini ezmek için yarışır.
    "Bal/ayının" tatlı meltemi yerini yavaş yavaş kuzey rüzgârlarına bırakır.

    Genç adam, sabah işe gitmeden eşini uyandırmaya çalışır:
    "Ben hazırlanırken sen de kahvaltı hazırlayabilir misin?"
    Genç kadın uyumaya devam eder.
    "Hayatım, geç kalıyorum haydi uyan."
    Genç kadın sağından soluna dönerek,
    "Sabahın bu saatinde de kalkılmaz ki? İşyerinde bir tostla çay alırsın." der.
    "Allah! Allah! Ben akşama kadar çalışacağım, sen bir kahvaltı hazırlamaya zorlanıyorsun."
    "Ama çok uykum var."
    "Benim de uykum var ama kalkıp işe gitmek zorundayım."
    Kadın istifini bozmaz, kapıyı çarpıp çıkarken "Can çıkmayınca huy değişmezmiş." diye söylenerek işe gider genç adam.

    Başka bir gün...
    "Hayatım, bugün yemek yapamadım. Dışarıya çıksak diyorum."
    "Yine mi? Ama çok yorgunum, şöyle evimde dinlenmek istiyorum. Dışarıya hafta sonu gideriz."

    "Annem haklıymış. 'Bu adamı değiştiremezsin' demişti de inanmamıştım."

    Kimse 'ben onu değiştiririm' demesin...

    Birbirini değiştirme hayaliyle kurulan bir aile tablosu bu.
    Her iki taraf da
    "Acaba eşimi nasıl mutlu ederim?"
    yerine
    "Nasıl değiştiririm?" sevdasında.
    Daha doğrusu "güç savaşında".
    Oysa eşler güçlerini" değişim savaşı"nda tüketmek yerine mutluluğu yakalamak yolunda sarf etmeli.
    Evlilik,
    "Ben seni adam ederim"
    yerine
    "ben seni mutlu ederim"
    düşüncesi üzerine kurulmalıdır.

    O zaman evin pencerelerinde mutluluk meltemi eser.
    Saksılarında huzur çiçekleri açar.
    Odalarında şen kahkahalar çınlar.
    Eşler, birbirini mutlu etmek için yarışır.
    Planlar, "onu nasıl değiştiririm" yerine "onu nasıl mutlu ederim" üzerine yapılır.
    Mürebbiye gibi değil, psikolog gibi davranılır.
    "Değişim savaşı" vererek ne kendisini tüketir ne de eşini.

    Aksi halde kadın "dırdırcı", erkek "baskıcı" mutluluksa "toz-duman" olur.
    Bu sebeple, evlenecek gençler, ruhen uyum sağlayabilecekleri kişileri seçmelidir.
    "Ben onu değiştiririm" diye düşünerek başlıyorlarsa, boşuna evlerini dayayıp döşemesinler. Silahlarını yağlasın, kelime mermilerini yığsın, savaş yerlerini belirleyip sığınaklarını hazırlasınlar.
    Gelin arabasının arkasına da "Evleniyoruz mutluyuz" yerine "Evleniyoruz savaşa gidiyoruz" diye yazmayı unutmasınlar.

  8. #28

    Üyelik tarihi
    16.08.2014
    Yer
    KONYA /ÇUMRA
    Mesajlar
    402
    ...
    Kadın hamile.
    Bebek erkekmiş.
    Aile mutlu, çok mutlu.
    Bebek doğdu, pipisini amcalara gösterdi.
    Amcalarda bayram sevinci. Dünyanın en gerekli organını gördüler çünkü.
    Bebek terledi, çırılçıplak soydular, evde, misafirlikte, mahallede böyle gezdi. Bu hakka sahipti çünkü pipisi vardı.
    Bebek biraz büyüdü. Sünnet olacak. Davullar, zurnalar, hediyeler... Çocuk düşündü:
    "Sanırım bu çok önemli bir organ.."
    Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
    Üç beş güzel kız var gittikleri yerde, annesi babası dedi ki:
    "Hangisini alayım oğlum sana?"
    Çocuk düşündü:
    "Sanırım karşı tarafa sormaksızın seçme hakkım var."
    Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
    Çocuk acıktı, sofrasını varsa kız kardeşleri ve annesi hazırladı. Yemek bitince topladılar.
    Çocuk düşündü:
    "Sanırım kızlar/kadınlar bana hizmet etmekle yükümlü."
    Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
    Kalabalık bir yemek daveti, herkes masaya sığamayacak. Erkekler ve yaşlılar masaya oturdu. Çocuğu da masaya oturtturdular. Annesi ve varsa ablaları yerde oturuyordu.
    Çocuk düşündü:
    "Sanırım önemli olan erkeklerin konforu."
    Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
    Servis yapılacak, önce erkeklere yemek verildi, erkekler yardım etmedi.
    Çocuk düşündü:
    "Sanırım öncelikli olan erkeklerin karnının doyması."
    Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
    Çocuğun kız arkadaşı oldu.
    Bütün sülale duydu. Herkesin ağzı kulaklarında. Densiz bir amca:
    "Neler yapacan bahim gızlaraa" dedi.
    Çocuğun anne ve babası:
    "Oğlumdan iyisini mi bulacak?" dediler.
    Çocuk düşündü:
    "Sanırım en iyisini hak eden benim ve bu yüzden kızlara rızayla ya da rızasız istediğimi yapabilirim."
    Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
    Çocuk büyüdü, arkadaşlarıyla dışarı çıktı, gezdi, eğlendi. Eve geç geldi, paşalar gibi karşılandı. Kız kardeşi eve geç geldiği için azar işitirken, dövülürken.
    Genç düşündü:
    "Sanırım eve istediğim saatte girip çıkabilirim."
    Genç bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
    Kavga etti, ağzı burnu kan içinde.
    Annesi, babası:
    "Koçum benim, helal olsun" dedi.
    Genç düşündü:
    "Sanırım güçlüyüm ve sorunlarımı bu şekilde halledebilirim."
    Genç bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
    Genç büyüdü.
    Ama bir türlü adam olamadı.
    ...
    Ve yazdıklarını uygulamaya koyuldu..

  9. #29

    Üyelik tarihi
    16.08.2014
    Yer
    KONYA /ÇUMRA
    Mesajlar
    402
    Kusur Bazen Bizden Kaynaklanır

    Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi duymadığından korkuyormuş ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş. Ona nasıl yaklaşması gerektiğinden emin değilmiş. Bu durumu konuşmak için aile doktorunu aramış; doktor adamın karısının ne kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş.
    “Yapacağın şey şu, karından 40 adım ileride dur, normal bir konuşma tonuyla bir şeyler söyle; eğer duymazsa 30 adım ilerisinde aynı şeyi tekrarla, sonra 20 adım; cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla”
    O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam işlemi uygulamaya koymuş. 40 adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş “Hayatım bu akşam yemekte ne var?”
    Cevap yok Mutfağa biraz yaklaşmış. Mesafeyi 30 adıma indirmiş ve soruyu tekrarlamış “Hayatım bu akşam yemekte ne var?”
    Gene cevap yok Mutfağa biraz daha yaklaşmış, mesafe 20 adım ve tekrar sormuş “Hayatım bu akşam yemekte ne var?” Hala cevap yok
    Adam mutfağın kapısına gelmiş artık mesafe iyice azalmış ve soruyu tekrarlamış
    “Hayatım bu akşam yemekte ne var?” Gene cevap alamamış. Bu sefer karısına iyice yaklaşmış ve aynı soruyu tekrar sormuş “Hayatım bu akşam yemekte ne var?”
    “Hayatım beşinci kez söylüyorum, tavuk”

  10. #30
    Bir kartal bize ne öğretir

    Hakan Mengüç
    Kartal, kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır. 70 yıla kadar yaşayan
    kartallar vardır. Ancak bu yaşa ulaşmak için, 40 yaşındayken çok ciddi ve zor bir karar vermek zorundadır. Kartalın yaşı 40′a vardığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelir. Gagası uzar ve göğsüne doğru kıvrılır. Kanatları yaşlanır ve ağırlaşır. Tüyleri kartlaşır ve kalınlaşır.

    Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır. Dolayısıyla kartal burada iki seçimden birini yapmak zorundadır:
    - Ya ölümü seçecektir,
    - Ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir.

    Bu yeniden doğuş süreci 150 gün kadar sürecektir.

    Bu yönde karar verirse kartal bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya duvarda, artık uçmasına gerek olmayan bir yerde, yuvasında kalır. Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya başlar. En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer. Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler. Gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga ile pençelerini yerinden söker çıkarır. Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar. 5 ay sonra kartal, kendisine 20 yıl veya daha uzun süreli bir yaşam bağışlayan meşhur yeniden doğuş uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir.

    Kendi yaşamımızda sık sık bir yeniden doğuş süreci yaşamak zorunda kalırız. Zafer uçuşunu sürdürmek için, bize acı veren eski
    alışkanlıklarımızdan ve anılarımızdan kurtulmak zorundayız. Unutma, seni öldürmeyen her acı daha da güçlendirecektir.

Sayfa 3/7 İlkİlk 12345 ... SonSon

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. doğal yaşama kaçanlar
    By Rukiye Vural in forum Laf lafı Açıyor
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 08.12.2015, 10:45

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •