PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : sağlıkla ilgili uyarılar



hatice tarhan
15.06.2015, 16:27
FONKSİYONEL PERHİZ, TOKSİK GIDALAR
HAYATINDAN ŞEKERİ ÇIKARAN AİLENİN BAŞINA NELER Mİ GELDİ ?
MART 14, 2015 ULTRATEDAVİLER
Bir zamanlar sağlıklıydım ya da en azından öyle olduğumu düşünüyordum. Tabii, bütün bir günü geçirebileceğim yeterli enerjim yoktu, ama Amerika’nın yorgun kitleler için sürekli televizyonda çığırtkanlığını yaptığı reklamları düşününce enerji eksikliğinden muzdarip olan tek kişinin ben olmadığımın farkına vardım.
Ailemden herkesin gelecek soğuk algınlığı ve grip sezonundan ölesiye korktuğunu ve Ocak ayında da misofobi, yani mikrop bulaşmasına karşı aşırı korku geliştireceklerini biliyordum.

En azından, şekerin etkileri hakkında bazı rahatsız edici yeni bilgiler duyana kadar ben de öyle düşünmüştüm. Çoğu uzmana göre, şeker pek çok Amerikalı’nın şişman ve hasta olmasının asıl sebebi. Bu konu hakkında daha çok düşündükçe söylenilenler daha mantıklı gelmeye başladı.

Yedi Amerikalı’dan biri metabolik bir hastalığa sahip. Üç Amerikalı’dan biri obez. Diyabet oranı hızla artıyor ve kardiyovasküler hastalıklar da Amerika’nın bir numaralı katili olarak biliniyor.

Bu teoriye göre, bu hastalıkların hepsi ve dahasının asıl kaynağı bizim beslenme alışkanlıklarımızdaki maddeye yani şekere dayanıyor.

Parlak bir fikir

Ortaya atılan bütün yeni bilgileri topladım ve bunları formüle ettim. İlave şeker içeren gıdaları yemeden bütün bir yılı geçirmenin ailemiz (ben, kocam ve yaşları 6 ve 11 olan iki çocuk) için ne kadar zor olacağını görmek istedim. Sofra şekeri, akçaağaç şurubu, agave veya meyve suyu gibi ilave tatlandırıcı içeren her şeyi kesecektik. Tatlı orijinal ve doğal kaynağına (örneğin, bir parça meyve) bağlı olmadığı takdirde de yenmeyecekti.

Araştırmalarımıza başladığımızda, tortilla, sosis, tavuk suyu, salata sosu, söğüş et, kraker, mayonez, pastırma, ekmek ve hatta bebek maması gibi çok şaşırtıcı gıdalarda şeker bulduk. Neden bu gıdalara bu kadar şeker ekleniyordu? Bu yiyecekleri daha lezzetli hale getirmek, raf ömrünü uzatmak ve paketlenmiş gıda üretimini daha ucuz hale getirebilmek içindi bütün bunlar.

Bana deli diyebilirsiniz, ama bir yıl boyunca ilave şekerden kaçınarak büyük bir maceraya atıldım. Ne olacağını merak ediyordum. Nasıl olacağını, ne kadar ilginç şeylerle karşılabileceğimi ve ne kadar zor olacağını bilmek istiyordum. Araştırmama devam ettikten sonra, şekeri hayatımızdan çıkararak hepimizi sağlıklı kılacağıma ikna oldum.

Şeker yememenin beni gerçek ve somut bir şekilde daha iyi hissettirebileceğini beklemiyordum.

Şekersiz geçirilen bir yılın sonunda

Bu, güç algılanan bir şeydi ama fark ediliyordu; ilave şeker olmadan yemek yedikçe, daha iyi ve daha enerjik hissettim. Kocamın doğum gününde yaşadıklarım da bunu bana kanıtladı.

Hiç şeker kullanmadan geçirdiğimiz bir yıl boyunca, bir aile olarak kurallarımızdan biri her ay gerçek şeker içeren bir tatlı yiyebilmekti. Doğum gününde tatlıyı kendin seçmek zorundaydın.

Zamanla, Eylül ayına kadar damak tadımızın yavaş yavaş değişmeye başladığını ve aylık tatlı kaçamağımızdan da daha az zevk almaya başladığımızı fark ettim.

Kocamın doğum günü kutlaması için istediği çok katlı muz kremalı pastayı yediğimde bir şeyler olduğunu anladım. Hem yediğim pasta diliminden zevk almadım hem de bir dilimi bile bitiremedim. Yeni damak tadıma bu muz kremalı pasta hastalıklı bir şekilde tatlı geldi ve dişlerimi ağrıttı. Başım ağrımaya ve kalbim küt küt atmaya başladı; kendimi berbat hissettim.

Toparlanmaya başlamadan önce başımı yasladığım kanepede bir saat uzandım. “Tanrım,” diye düşündüm, “şeker beni kötü hissettiriyor, çünkü daha önce fark etmediğim hemen hemen her şeyin içinde şeker varmış.”

Şekersiz bir yıl sonunda bu bir yılın hesabını yaptım, çocuklarımın okula hasta oldukları için gidemedikleri gün sayısıyla şeker kullanmadığımız dönemdeki devamsızlıklarını karşılaştırdım. Fark dramatikti. Büyük kızım, Greta’nın geçen seneki 15 günlük devamsızlığı bu sene iki güne düşmüştü.

Bedenim şekersiz geçirilen bir yıl için bana teşekkür ediyor gibiydi. Artık enerji konusunda hiçbir endişem yok. Grip sezonu geldiğinde büyük bir korkuyla çocuklarımla yatağın altına saklanmıyorum.

Böyle bir şeyin üstesinden geldiğimize göre vücutlarımızın da gelecek herhangi bir tehlike için donatılmış olduğunu düşünüyorum. Artık ailecek daha az hasta oluyoruz ve daha çabuk iyileşiyoruz. Bu bir yılın sonunda artık daha sağlıklı ve daha güçlüyüz.

Eve O. Schaub’un yazısını Berfun Çağinli Türkçeleştirmiştir.

Rukiye Vural
18.06.2015, 17:26
21597
İftar sofrasında gazlı içecek içilir mi?

Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Gültekin, Ramazan ayında iftar sofralarıyla özdeşleştirmek istenen gazlı içeceklerden uzak durulması gerektiğini belirtti.İftar sofrasında gazlı içecek içilir mi? PaylaşTw

Aynı zamanda Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Gıda ve Beslenme Grubu Üyesi Helal ve Sağlıklı Gıda Platformu Dönem Koordinatörü olan Porf. Dr. Fatih Gültekin, gazlı içecek tüketiminin insan sağlığını nasıl etkilediğini anlattı. Gültekin, "Bunların içerisinde fosforik asit dediğimiz bir asit var. Bu dişlerimize zarar veriyor. Ayrıca içerdiği yüksek fosfordan dolayı vücudumuzdaki mineral dengesini bozuyor ve buna bağlı olarak kronik böbrek hastalığına yakalanma riskini iki kat artırıyor. O yüzden kola önermiyoruz" ifadelerini kullandı.
RAMAZAN AYINDA İÇİLECEK ÜÇ ŞEY
Gazlı olmasa bile tatlı içeceklerin de Ramazan ayında tüketilmemesi gerektiğine işaret eden Gültekin, "Maalesef Ramazan ayında iftarlarda çok yemek yeniyor. Dolayısıyla bu şekerli içecekler vücuttaki kalori miktarını artırıyor. O nedenle şekerli içecek tüketmeyelim. Tüketeceğimiz nedir? Soğuk olmayan su, ayran, eğer gazlı içecek seviyorsak o zaman sade soda" dedi.
SU İÇİN AMA ABARTMAYIN
İftarda su içmekten çekinilmemesi gerektiğini kaydeden Gültekin, sözlerini şöyle tamamladı:
"Aç karnına ve soğuk içmeyelim. Su içelim ancak abartmayalım. Ramazanda vücutta su kaybı oluyor. Bu kaybı iftardan sahura kadar yerin koymaya çalışacağız. Sahurda da en az iki bardak su içelim. Üç bardaktan fazlasına da eğer susuzluk hissi hissetmiyorsanız gerek yok."
FERHAT KAYA

Rukiye Vural
14.07.2015, 20:29
Magnezyum Eksikliğine Bağlı Oluşan 37 Sağlık Problemi
Sene, 1936…
Yer, 74. Amerikan Senatosu …
2. oturumda senato kayıtlarına geçen bildirim şöyle:
Bugün nüfusun büyük çoğunluğunun, içi boşaltılmış topraklarımız yeniden optimum mineral dengesine kavuşturulmadan giderilemeyecek, tehlikeli boyuta ulaşmış besin ögesi eksikliklerinden muzdarip olduğunu biliyor muydunuz? Ürkütücü gerçek şu ki, belirli bazı minerallerden yoksun bırakılmış milyonlarca dönümlük tarım arazisinde yetiştirilmiş gıdalarla (meyve, sebze, tahıllarla) beslendiğimiz müddetçe, istediğimiz kadar fazla yiyelim yine de açlıktan kıvranıyoruz demektir. Şurası gerçek ki yediğimiz gıdalar değer bakımından hayli büyük farklılıklar gösteriyor ve hatta bazılarını yiyecekten bile saymamak gerekiyor.
Fiziksel esenliğimiz sistemimize giren kalori, vitamin veya nişasta, protein veya karbonhidratın gramı gramına miktarından çok aldığımız minerallere bağlıdır.
Laboratuvar testleri yediğimiz meyve, sebze, hububat, yumurta ve hatta süt ve etin bile bundan birkaç nesil öncesiyle kıyaslanamayacak denli fakirleştiğini gösteriyor. Bugünün şartlarında mükemmel sağlık için şart olan mineral tuzlarından yeterli miktarı alabilecek kadar fazla meyve sebzeyi yiyebilecek genişlikte midesi olanımız yok bakın. Giderek bir koca mideliler ülkesine dönüşüyor olmamız da bundandır işte!
Tanıdık geliyor mu?
Neredeyse 100 sene önce toprakların modern tarım pratikleriyle nasıl fakirleştiğinden dem vuruluyor. Peki ya bugün durum nedir dersiniz?
Yiyoruz ama bes-len-mi-yo-ruz. Bedenimiz ihtiyacı olan hammaddeyi alamadığı için de doy-mu-yo-ruz ve yine acıkıyoruz. Aşırı kiloluyuz ancak açız, zafiyet derecesinde eksiğiz. Neden eksiğiz? Başta minerallerden…
İşin üzücü yanı eksikliğin farkında bile değiliz ve hayati fonksiyonlarımız için gerekli mineral eksiklikleri kendini gösterdikçe tıp tarafından yeni birtakım “sendrom” veya “hastalık” olarak etiketini alıp farmasötik ilaç reçetesi için sıradaki yerini almakla kalıyor; ne iyileşebiliyoruz ne de alınan ilaçların etkisiyle içine girilen korkunç kısır döngüden bir daha başımızı alabiliyor, kurtulabiliyoruz. Artık bizler de birer kronik hasta olarak haftalık, aylık ilaçlarımız için eczanenin müdavimiyiz.
Sorunun basit bir mineral takviyesiyle ortadan kaldırılabilme ihtimali çok mu inanılmaz geliyor kulağa? En karmaşık sorunun çözümü aslında en basit gözükeni olabilir mi?
Dr. Caroline Dean’in klinik çalışmalarında doğrudan korelasyon gördüğü ve magnezyum üzerine son yıllarda yoğunlaşan bilimsel araştırmalarla da desteklenen 37 tıbbi sorun, altkategorileriyle birlikte toplam 56’ya ulaşıyor.
Düşünün…
“Basit” [fakat en az 300 farklı biyolojik işlemden sorumlu] bir magnezyum eksikliği yüzünden ortaya çıkmış 37 farklı hastalık tablosu ve bu basit gerçeğin farkında olunmadığı için tedavi amaçlı kullanılan farmasötik ilaçlar ve bunların “yan” etkileri…
Gelin birlikte bakalım, magnezyum eksikliğine bağlı oluşan ve mineral takviyesine yanıt veren bu sorunlar neler:
1. Adrenal Yetmezlik — Bir süre devam eden kronik stres, aksiyete ve panik atakları takiben adrenal yetmezlik başgösterir ki günümüzde salgın boyutuna ulaştığı görülüyor. Adrenalin, noradrenalin ve (kronik stres durumunda yükselen) kortizol, bu üçü magnezyum tüketiyor. Stres yüzünden bir yandan idrardan magnezyum atımı da artınca eksiklik daha da vahim hale geliyor. Günümüzde ağızlardan düşmeyen ve bu yüzden anlamını yitirmiş gibi gözüken “stres” kelimesini yabana atmayalım; hepimiz hergün fiziksel, zihinsel ve duygusal stres altındayız ve bunun her bir gıdımı magnezyum çalmakla meşgul bizden.
2. Alzheimer Hastalığı — Magnezyum beyin hücrelerinde birikme yapan uygunsuz kalsiyum ve ağır metaller yüzünden oluşan sinir sistemi iltihabı (nöroinflamasyon)’u bloke eder. Magnezyum daha iltihap belirmeden görev başındadır zaten; hücre iyon kanallarını bekler, ağır metallerin girişini engeller.
3. Anjin — Anjin ağrısı kalp kaslarındaki şiddetli spazmdan kaynaklanır ki bu da aslında magnezyum eksikliğinden kaynaklı bir durumdur. Kalp karıncıkları vücudumuzda en yüksek magnezyum miktarına sahip yerimiz, ki bu da magnezyumun kalbin pompalama fonksiyonu için neden bu denli önemli olduğunu açıklıyor.
4. Anksiyete ve Panik Ataklar – Normal koşullarda adrenal stres hormonlarını kontrol altında tutuyor magnezyum (Mg). Adrenaller gereğinden az magnezyum yüzünden korumasız kaldığında, vücudun “vur ya da kaç” yanıtı vermesini sağlayan hormonlar olan adrenalin ve noradrenalin çok daha kolay tetiklenir oluyor ve gerçekleşen düzensiz ve ani yükselişler yüzünden de nabzımız yükseliyor, tansiyon çıkıyor ve kalp çarpıntıları oluşuyor. Hatta, magnezyumdan ne kadar eksiksek adrenalin salgısı da o denli abartılı oluyor. Adrenalin deyince, vücutta bir düzinenin üstünde ana metabolik işlemde doğrudan payı var bu hormonun ki bunlardan bazıları kalbin atım hızı, tansiyon, damar büzülmesi ve kas kasılması örneğin. Bunların herbirinin işlevi için magnezyum gerekiyor. Strese bağlı olarak bu belirtiler devam ettikçe vücut magnezyum depolarını boşaltıyor. Magnezyum sinir sistemini yatıştırıyor, kasları gevşeterek gerginliği alıyor,anksiyete/kaygı ve panik atakların azalmasına yardımcı oluyor.
5. Artrit — Ağrı ve enflamasyon (iltihap), artritin magnezyuma yanıt veren iki ana belirtisi.
6. Astım – Mg eksikliği durumunda hem histamin üretimi hem de bronşiyal spazmlar artıyor.
7. Ateroskleroz – Kalsiyum birikintisiyle oluşan damar sertliği — Kalsiyumun çözülmesini sağlamak ve kanda çözülebilir halde tutmak için magnezyum gerekli. Birlikte çalışıp kalsiyumu ait olduğu yere, yani kemiklere yönlendirernler Magnezyum ve K2 vitamini.
8. Bağırsak Hastalıkları – Mg eksikliği durumunda bağırsak hareketleri de yavaşlayarak kabızlığa götürebiliyor, ki bu da toksisite, besleyici ögelerin emiliminin yapılamaması gibi sorunların yanısıra kalınbağırsakta kolit, divertikül iltihabı ve Crohn hastalığı belirtilerinin oluşumunu tetikleyebiliyor.
9. Başağrıları — Boyun ve baştaki kaslarda oluşan gerginlik ve spazm gerek lokal uygulama gerekse ağızdan alma yoluyla magnezyum terapisiyle ortadan kaldırılabilir.
10.. Beyinde İşlev Bozukluğu — Magnezyumun beyne faydalı etkilerinin geniş özeti için Magnesium in the Central Nervous System kitabında sayfa xxxii’ye bakınız.
11. Böbrek Hastalığı – Mg eksikliğinin aterosklerotik böbrek yetmezliği oluşumunda payı var. Mg eksikliği lipid (yağ) seviyelerinde anomaliye ve böbrek nakli yapılmış hastalarda kan şekeri kontrolünün bozulmasına sebep oluyor. Böbrek hastalarının doğrudan hücrelere geçecek şekilde pikometrik birim ölçüsüyle magnezyum almaları son derece önemli.
12. Böbrek Taşları — Özellikle de ortağı B6 vitaminiyle beraber alındığında magnezyumun böbrek taşı oluşumunu önleyici ve tedavi edici etkisine kitabının 11. bölümünde geniş yer veriyor Dr. Dean.
13. Depresyon – Ruh halimizin iyileşmesine, kendimizi iyi hissetmemize yarayan serotoninin oluşumu magnezyuma bağlı. Magnezyum açlığı çeken bir beyin alerjenlere, akıl hastalığına benzer belirtilere yol açabilecek yabancı maddelere de açık hale geliyor.
14. Detoksifikasyon – Magnezyum; cıva, alüminyum ve kurşun gibi ağır metal ve toksik maddelerin vücuttan atılımı için elzem. Kendisi glutatyon üretimi ve karaciğerdeki P450 detoksifikasyon sistemlerinin çalışmasında rol alan bir eşfaktör. MgATP, önemli GSH ve tiyol detoks yollarına enerji sağlıyor.
15. Diyabet – Magnezyum, insülin sekresyonunu destekliyor, karbonhidrat metabolizmasını sağlıyor ve insülinin glükozu hücre içine taşımasına olanak sağlıyor. Bu olmadığı takdirde glükoz ve insülin kanda birikme yaparak çeşitli şekillerde doku hasarı oluşturuyor. Tirozin kinaz, insülinin hücreye girişi için gerekli bu enzim magnezyuma bağımlı çalışıyor. Glükoz metabolizması için gerekli on enzimin yedisi yine magnezyuma bağımlı çalışıyor. Magnezyum olmadan ne insülin yapmak ne de sekresyonunu sağlamak mümkün.
16. Diş çürüğü – Mg eksikliği tükrükte sağlıksız bir fosfor-kalsiyum dengesi yaratır ki bu da dişlere zarar verir.

Rukiye Vural
14.07.2015, 20:30
17. Enflamasyon (Yangı, İltihap) — Time dergisinin meşhur 2004 sayısı halkı şöyle uyarıyordu: “Gizli Katil: Enflamasyon ve Kalp Krizi, Kanser, Alzheimer’s ve Diğer Hastalıklar Arasındaki Şaşırtıcı İlişki”. Çoğu ilaç firması artık kolesterol yerine kalp hastalığına yol açan faktör olarak enflamasyonu benimsemiş durumda. Enflamasyona gerçekte neyin yol açtığını bilmedikleri iddiasındalar, ancak tabii bu onları yine de enflamasyonu baskılayıcı ilaçlar üretmekten alıkoymuyor. Açıkça kabul etmeye yanaşmadıkları şey ise şu: Kalsiyum felaket derecede enflamasyon yapıcı, magnezyum ise tam tersi, son derece anti-enflamatuvar, yangı alıcı, iltihap önleyici mineraller.
Dr. Dean’in derin endişesi ise araştırmacıların enflamasyon reseptörlerini bloke etmeye çalışırken bizzat kendileri enflamasyona yol açan ilaçlar kullanıyor olmaları. Yapmaları gereken William Weglicki ve Terry Phillips’in, enflamasyon silsilesinin birbirini takip eden bütün aşamalarının (P maddesi, interlökinler, tümör nekroz faktörü, kemokinler ve sitokinler) magnezyum eksikliği durumunda ağırlaştığını kanıtladıkları araştırmaları dikkate almak.
Bilinmesi gereken nokta şu: Enflamasyonu tetikleyen magnezyum eksiliği ve rölatif kalsiyum fazlalığıdır.
18. Halsizlik – Mg eksikliği olan hastalarda sıklıkla karşılaşılan bir şikayet halsizlik, çünkü vücutlarındaki düzinelerce enzim sistemi bu eksiklik yüzünden randımanlı çalışamıyor. Vücutta enerji üretimi için en önemli faktör ATP ve bir magnezyum iyonuna bağlı olmadığı takdirde ATP biyoloijk olarak aktif hale geçemiyor.
19. Hazımsızlık — Mideye girenleri asidifiye eden gastrik proton pompası magnezyumsuz çalışamıyor.
20. Hipertansiyon – Vücutta magnezyum eksik kalsiyum da gereğinden fazlaysa, kan damarlarımızdaki kaslar spazm geliştirip kan basıncının artmasına neden olabilir. Bu arada kolesterol de yükselirse, magnezyum yetmezliğine bağlı olarak gidip kan damarlarındaki kalsiyuma bağlanabilir ki bu da tansiyonun daha da yükselmesini sağlar.
21. Hipoglisemi — Magnezyumun dengeleyici etkisi sayesinde kana birden gereğinden fazla insülin salınması ve buna bağlı olarak kan şekeri düşüklüğü ile bağlantılı belirtilerin ortaya çıkması engellenir.
22. İnsomni – Kaslarda rahat bir uyku uyuyamızın önüne geçebilecek gerginliği alıyor magnezyum. Ayrıca, Mg düzeyi yetersizse, uyku regülasyonundan sorumlu melatoninin üretim aşamalarında aksaklıklar meydana geliyor.
23. İritabl Bağırsak Sendromu — Dr. Dean,IBS for Dummies adlı kitabında IBS’de görülen ağrı ve sancıyı almak için neden magnezyuma ihtiyaç olduğunu anlatıyor. Biraz daha laksatif formları kullanıldığı takdirde magnezyum ayrıca IBS ile ilintili kabızlığı da ortadan kaldırabiliyor.
24. Kadın Hastalıkları ve Doğum Alanındaki Problemler – Magnezyum şu sorunların önlenmesi ve tedavisinde etkilidir:
a. ‘Adet Öncesi Sendromu’
b. Dismonere (adet esnasında kasıklarda şiddetli ağrı/sancı hissedilmesi)
c. Gebelikte erken sancılanma (bu durum magnezyum eksikliğine bağlı kas spazmlarından kaynaklanıyor olabilir)
d. Kadın İnfertilitesi (fallop borusundaki spazmları ortadan kaldırmak yoluyla)
e. Preeklampsi ve eklampsi (derialtı dokularında -ödeme uzanmak üzere- su tutulmasını, yüksek tansiyon ve eklampsi nöbetini geçirir)
f. Serebral Palsi (beyin nöronlarındaki harabiyet nedeniyle ilk yaşlardaki çocuklarda görülen, her iki bacakta spastik sertlik, zaman zaman gelen konvülsiyon nöbetleri, istemli hareketlerde düzensizlik ve zeka geriliği ile belirgin konjenital defekt)
g. Ani Bebek Ölümü Sendromu
h. Erkek İnfertilitesi (sağlıklı meni önemli miktarda magnezyum ve çinko ihtiva eder)
25. Kalp hastalığı – Kalp, özellikle de sol karıncık vücutta magnezyumun en yüksek oranda bulunduğu yer. Kalp hastası olanlarda magnezyum eksikliği sık rastlanılan bir durum ve magnezyum desteği alındığı takdirde kalp hastalığı riski azaltılabiliyor. IV magnezyum, yani damardan magnezyum kalp krizinin başında verildiği takdirde miyokart enfarktüsü hasarını ve kardiyak aritmiyi önlenebiliyor.
Dr. Dean, başından beri sorun magnezyum eksikliği iken çok sayıda insana kalp hastalığı teşhisi konarak çoğu kez en aşağı altı farklı ilaç tedavisine başlatılmadığını ve elbette çok geçmeden bu hastaların kalp yetmezliğine gittiğini, bunun da kendisini son derece endişelendirdiğini söylüyor. Üstelik, kalp hastalarına önerilen ilaçların çoğu da vücuttan magnezyum çalan ilaçlar. Statinler bilhassa hasar oluşturan ilaçlar, zira bunlar çokça magnezyuma bağlanıp vücutça kullanımını engelleyen flor bileşikleri.
26. Kan pıhtıları – Magnezyum kanda pıhtılaşmayı kan inceltici ilaçlardan farklı bir mekanizmayla, kalsiyum fazlasının pıhtı oluşumunu tetiklemesini engellemek suretiyle önlüyor ve gerek olduğunda kandaki pıhtılaştırıcı faktörlerin doğal yoldan dengelenmesini sağlıyor.
27. Kas-iskelet sistemi sorunları – Yetersiz magnezyum diğer yandan kalsiyumda rölatif fazlalıkla birleştiğinde vücudun herhangi bir kasında uzun süreli kasılmaya yol açacaktır. Aşağıda verilen kas-iskelet sistemi sorunlarının hepsi magnezyum terapisine yanıt vermektedir:
a. Kas krampları
b. Fibrozit (bağ dokusunun iltihabı)
c. Fibromiyalji (inatçı adale ağrıları, yorgunluk ve vücutta bazı hassas ağrılı noktalarla karakterize bir hastalık)
d. Gastroentestenal spazmlar, safrakesesi spazmları — bunlar cerrahi müdahale gerektirebilecek durumlardır
e. Ruhsal gerilime bağlı olarak saçlı deri, boyun ve yüz kaslarındaki devamlı kasılma veya gerilme sonucu gelişen baş ağrıları.
f. Kas spazmları, vücudun herhangi bir kasında oluşabilecek çekilmeler.
g. Kronik boyun ve sırt/bel ağrısı.
28. Kolesterol Yükselmesi — Dr. Dean 1970’lerin ortalarında tıp eğitimi alırken normal kolesterol seviyelerinin 245 mg/dL civarında olduğunu söylüyor. Kitabının ilk baskılarında (ilki 2003’te çıkıyor) normal seviye 180-220 mg/dL olarak geçiyor. Şimdi ise tıp kurumları kolesterolün 200 mg/dL’in (5.2 mmol/L) altında olması gerektiğini söylüyor.
Yeterli miktarda kolesterol varken HMG-CoA redüktazının (herhangi bir kimyasal maddenin indirgenmesini kolaylaştıncı enzimin) aktivitesini yavaşlatmaktan sorumlu mineral Magnezyum. Statin ilaçlarının bir yandan magnezyum eksikliği oluştururken diğer yandan hedefe alıp ortadan kaldırmaya çalıştığı enzim de bu.
29. Migren — Serotonin dengesi Mg’ye bağlı. Serotonin eksikliği migren ağrıları ve depresyona yol açabiliyor. Migreni oluşturanın beynin incecik kılcal damarlarını tıkayan kan pıhtıcıkları olduğu söylenir. Magnezyum, kalsiyumun kanı gereğinden fazla pıhtılaştırmasına engel olur. Damardan ve ağızdan alındığı takdirde magnezyum migreni önleyebilir ve geçirebilir.
30. Osteroporoz – İster D vitamini ile birlikte ister D vitaminsiz alınmış olsun, yüksek doz kalsiyum takviyesi yanında dengeleyici miktarda magnezyum alınmadığı takdirde kemik kaybına giden bir dizi biyolojik olay başlatır.
31. Parkinson Hastalığı — Magnezyum, beyinde kalsiyum kalıntılarının yarattığı nöroenflamasyonu (sinir sistemi iltihabını) bloke eder.
32. Raynaud Sendromu – Mg el parmaklarında ağrı ve uyuşmaya yol açan spastik kan damarlarının gevşemesine yardımcı olur.
33. Reflü — Yemek borusunun mideye giriş yerindeki kapakçıkta oluşacak spazm reflüye neden olabilir. Magnezyum yemek borusu spazmlarını ortadan kaldırır.
34. Sinir Sistemi Problemleri — Magnezyum yetersiz, kalsiyum da göreceli olarak fazla yüksekse vücudun herhangi bir yerindeki sinir hücreleri uzun süreyle aşırı uyarılacak demektir. Magnezyum vücuttaki şu sinir rahatsızlıklarını ortadan kaldırır:
a. Yanma
b. Kas güçsüzlüğü
c. Uyuşma, hissizlik
d. Paralizi ve hassasiyet
e. Karıncalanma, iğnelenme
f. Seğirme
g. Vertigo ve kafa karışıklığı, oryantasyon bozukluğu
35. Sistit — Magnezyum eksikliği varsa enfeksiyon halinde idrar kesesi spazmları oluşur. Spastik mesane sık idrar çıkma durumu oluşturabilir.
36. Spor İncinmeleri — Ağrı, enflamasyon, kas spazmı, kas gerginliği ve yırtık gibi incinmelerin tümü magnezyumla geçirebilir.
37. Spor Sonrası Toparlanma — Magnezyum laktik asit birikimini azaltarak, antrenman sonrası vücutta ağrı-sızıyı engeller.

Bu 37 sağlık sorununun magnezyum eksikliğine bağlı olarak gelişmiş olabileceğini ve takviyeyle düzelebileceğini siz veya doktorunuz fark etmediğiniz takdirde cebinizde ilaçla eve döneceksiniz demektir. Ne yazık ki birçoğu yukarıda verilen tıbbi durumlar için uygunsuz şekilde reçete edilmekte olan ağrıkesiciler, diüretikler, antibiyotikler ve kortizon salt magnezyum değil, diğer mineralleri de vücuttan çaldığından bir süre sonra belirtiler tamamen kontrolden çıkacak demektir. Bugün gelişmiş Batı toplumlarında reçeteli ilaç kullanım istatistiklerine baktığımızda bu tespitin geçerliliğini ve durumun vahametini daha iyi anlayabiliyoruz. Umuyoruz Dr. Dean’in bu müthiş çalışması sağlık sorunlarınızın asıl kaynağının ‘reçeteli ilaç eksikliğine bağlı yaşam’dan ziyade, ‘vitamin ve mineralden yoksun gıda bolluğu’ olduğu yönünde ikna edici açıklamalar sunabilmiştir sizlere.
Bu bilgiler Dr. Carolyn Dean’in 2014 basımı The Magnesium Miracle kitabından alınmıştır.

Rukiye Vural
15.07.2015, 13:00
Çekirdek Deyip Geçmeyin. Ay çekirdeği, içerdiği önemli vitamin, mineral ve antioksidan ile depresyon, panik atak ve unutkanlığı azaltıyor.
Bu öÇekirdek Deyip Geçmeyin. Ay çekirdeği, içerdiği önemli vitamin, mineral ve antioksidan ile depresyon, panik atak ve unutkanlığı azaltıyor.
Bu özelliği sizi şaşırtacak
Depresyonun tedavisi çekirdek çitlemek. Yapılan araştırmalar ay çekirdeğinin stres, anksiyete, depresyon ve unutkanlığa karşı yardımcı besin olduğunu ortaya koyuyor..
Dr.Ay çekirdekleri kolaylıkla bulunabilen ve yüksek kalorili şekerlerin veya diğer daha az sağlıklı atıştırma alternatiflerinin yerine geçebilen bir yiyecek olarak ön plana çıkıyor. Bir avuç ay çekirdeği tüketilmesi, günlük gıda alımının besin değerini arttırmada önemli rol oynuyor.

Ay çekirdekleri B1, B5, E ve folik asit içeriyor. Aynı zamanda önemli mineraller arasında yer alan bakır, magnezyum, selenyum ve fosfor açısından da sağlıklı bir besin sunuyor. Yalnızca çeyrek fincan -dört yemek kaşığı- kadar çekirdek, bu önemli besinlere olan günlük ihtiyacınızın yarısından daha fazlasını karşılayabiliyor. Ay çekirdeklerinde bulunan yağ da, iyi kolesterolü artırabilen, kalp ve kardiyovasküler sistemini koruyan kalp dostu yağlardan.



Panik atak ve depresyon tedavisinde yardımcı Ay çekirdeği, besinler arasında özellikle E vitaminiyle güçlü bir antioksidandır, kardiyovasküler sağlığın korunmasına yardımcı olduğu gibi, çeyrek fincan ay çekirdeği tavsiye edilen günlük E Vitamini alımının yüzde doksanını karşılıyor. Kardiyovasküler sağlık ve kolesterol korumaya yardımcı olan diğer besinler arasında lignan, arginin ve fenolik asitler de yer alıyor. bu besinlerin alımını artırmanın faydalarını gösteren birçok araştırma yapılmaktadır.

Uzm. Dr. Baha Murat Aydoğ’a göre, Ay çekirdeğinde bulunan diğer maddeler arasında triptofan ve kolin de yer almaktadır. Aynı zamanda balkabağı çekirdeğinde de bulunan triptofan; stres, anksiyete ve depresyonun azaltılmasına yardımcı olabilir. Kolin ise özellikle hafızanın iyileştirilmesine yardımcı olarak beyin fonksiyonlarının artırılmasına destek olabilir. Bu zengin bitkisel, vitamin ve mineraller kombinasyonu ile ay çekirdekleri şaşırtıcı derecede besleyici bir yiyecek olarak ön plana çıkıyor.kaynak:sağlıkhaberlerizelliği sizi şaşırtacak
Depresyonun tedavisi çekirdek çitlemek. Yapılan araştırmalar ay çekirdeğinin stres, anksiyete, depresyon ve unutkanlığa karşı yardımcı besin olduğunu ortaya koyuyor..
Dr.Ay çekirdekleri kolaylıkla bulunabilen ve yüksek kalorili şekerlerin veya diğer daha az sağlıklı atıştırma alternatiflerinin yerine geçebilen bir yiyecek olarak ön plana çıkıyor. Bir avuç ay çekirdeği tüketilmesi, günlük gıda alımının besin değerini arttırmada önemli rol oynuyor.

Ay çekirdekleri B1, B5, E ve folik asit içeriyor. Aynı zamanda önemli mineraller arasında yer alan bakır, magnezyum, selenyum ve fosfor açısından da sağlıklı bir besin sunuyor. Yalnızca çeyrek fincan -dört yemek kaşığı- kadar çekirdek, bu önemli besinlere olan günlük ihtiyacınızın yarısından daha fazlasını karşılayabiliyor. Ay çekirdeklerinde bulunan yağ da, iyi kolesterolü artırabilen, kalp ve kardiyovasküler sistemini koruyan kalp dostu yağlardan.



Panik atak ve depresyon tedavisinde yardımcı Ay çekirdeği, besinler arasında özellikle E vitaminiyle güçlü bir antioksidandır, kardiyovasküler sağlığın korunmasına yardımcı olduğu gibi, çeyrek fincan ay çekirdeği tavsiye edilen günlük E Vitamini alımının yüzde doksanını karşılıyor. Kardiyovasküler sağlık ve kolesterol korumaya yardımcı olan diğer besinler arasında lignan, arginin ve fenolik asitler de yer alıyor. bu besinlerin alımını artırmanın faydalarını gösteren birçok araştırma yapılmaktadır.

Uzm. Dr. Baha Murat Aydoğ’a göre, Ay çekirdeğinde bulunan diğer maddeler arasında triptofan ve kolin de yer almaktadır. Aynı zamanda balkabağı çekirdeğinde de bulunan triptofan; stres, anksiyete ve depresyonun azaltılmasına yardımcı olabilir. Kolin ise özellikle hafızanın iyileştirilmesine yardımcı olarak beyin fonksiyonlarının artırılmasına destek olabilir. Bu zengin bitkisel, vitamin ve mineraller kombinasyonu ile ay çekirdekleri şaşırtıcı derecede besleyici bir yiyecek olarak ön plana çıkıyor.
kaynak:sağlıkhaberleri

hatice tarhan
15.07.2015, 16:21
Devamındada bu yazıyı okursak faydalı olur teşekkürler Rukiye Vural ben şunu anladım bende magnezyum eksikliği var..
Magnezyum Bulunan Gıdalar
Aşağıdaki listede magnezyum içeren gıdalardan bazılarını bulabilirsiniz ancak bu liste magnezyum içeren gıdaların tam listesi değildir. Sizin sağlık koşullarınız için uygun ve magnezyum minerali bakımından zengin bir beslenme programı için doktorunuza danışabilirsiniz.
Ispanak: 100 gram çiğ ıspanak 79 mg magnezyum içerir ve günlük magnezyum ihtiyacının %20’sini karşılar.
Kabak Çekirdeği: 100 gram kabak çekirdeği günlük magnezyum ihtiyacının %65’ini karşılar. Ancak aynı miktarda kabak çekirdeği 446 kalori içerdiğinden dikkatli tüketilmelidir.
Yeşil Fasulye: 100 gram haşlanmış yeşil fasulye günlük magnezyum ihtiyacının %5’ini karşılar. Yeşil fasulye aynı zamanda tiamin, riboflavin, kalsiyum, demir, potasyum, diyet lifi, A vitamini, C vitamini, K vitamini, folat ve manganez için çok iyi bir kaynaktır.
Soya Fasulyesi: K vitamini, tiamin, riboflavin, demir, fosfor, potasyum ve bakır içeren soya fasulyesinin 100 gramı günlük magnezyum ihtiyacının %70’ini karşılar.
Susam: 1 çorba kaşığı susam günlük magnezyum ihtiyacının %8’ini karşılayan 31.6 mg magnezyum içermektedir. Demir ve kalsiyum mineralleri bakımından da zengin olan susamın olumsuz yönü kalorisinin yüksek olmasıdır.
Siyah Fasulye: 100 gram haşlanmış siyah fasulye günlük magnezyum ihtiyacının %17’ini karşılar. Siyah fasulye ayrıca protein, tiamin, manganez, fosfor, besin lifi ve folat içinde iyi bir kaynaktır.
Ay Çekirdeği: 1 avuç ay çekirdeği (28 gram) günlük magnezyum ihtiyacının %9’unu karşılar. Olumsuz yönü yüksek kalori ve yağ içermesidir.
Kaju: 28 gram kaju fıstığı günlük magnezyum ihtiyacının %20’sini karşılar.
Magnezyum Bulunan Diğer Gıdalar
Badem (100 gramında 286 mg magnezyum bulunur)
Kızıl Buğday (100 gramında 136 mg magnezyum bulunur)
Karabuğday (100 gramında 251 mg magnezyum bulunur)
Esmer Pirinç (100 gramında 143 mg magnezyum bulunur)
Ton Balığı (100 gramında 27 mg magnezyum bulunur)
Çavdar Unu (100 gramında 248 mg magnezyum bulunur)
Buğday Unu (100 gramında 138 mg magnezyum bulunur)
Keten Tohumu (100 gramında 392 mg magneyum bulunur)
Listede yer alan gıdalar dışında; tofu, baklagiller, kepekli tahıllar, yeşil yapraklı sebzeler, soya unu, şeker pekmezi, kabak, çam fıstığı, siyah ceviz, fıstık, yulaf unu, pancar yaprağı, fıstık, yulaf ezmesi, muz, fırınlanmış patates, çikolata, kakao tozu, kişniş, dereotu, kereviz, adaçayı, kuru hardal, fesleğen, rezene, kekik, kimyon, tarhun, mercanköşk, haşhaş tohumu magnezyum bakımından zengin gıdalar arasındadır.
- See more at: http://iyigelenyiyecekler.com/magnezyum-hangi-gidalarda-bulunur/#sthash.CJAvVk3Z.dpuf

Rukiye Vural
15.07.2015, 19:16
ben bu belirtilerden bir kaçını bizzat yaşadım ve bana magnezyum başlandı.

Rukiye Vural
22.07.2015, 14:33
alkollü gazozlar
25303

helal ve sağlıklı gıda platformundan alınmıştır

Sevinc
29.07.2015, 17:15
A Haber'de yayınlanan programda, hastaların nasıl müşteri olarak görüldüğü, küresel tıp endüstrisi ve ilaç kartellerinin, dünya sağlık sistemine nasıl yön verdiği çok çarpıcı tespitlerle gözler önüne serildi.

"SAÇ BOYALARI MEME KANSERİ YAPIYOR"
Programda söz alan, Prof.Dr. Ahmet Özdoğan, günümüzde önleyici tedavinin göz ardı edildiğine dikkat çekerken, "Bugün tıp önce hasta et, sonra tedavi et" anlayışı üzerine kuruludur. İlaç endüstrisinin ayakta kalabilmesi, hastalıkların sürmesi ve yayılmasına bağlıdır. Yıllardır saç boyalarının meme kanserine neden olduğunu söylüyoruz ama kimse duymuyor. Dünya'da 85 bin çeşit kimyasal katkı maddesi var, 3 bin çeşit gıda katkı maddesi var Neden? Çünkü sizi daha çok hasta etsin tedaviye para harcansın, endüstrinin çarkları dönsün." şeklinde konuştu.

PROF.DR KILIÇASLAN: ALLAH BİZİ SAĞLIK SANAYİNDEN KORUSUN
Göğüs hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan da Türkiye'yi de kıskacına alan küresel tıp endüstrisinin neredeyse tüm ulusları kendisine bağımlı hale getirdiğine dikkat çekerken "Her sabah evden çıkarken, Allah bizi sağlık sanayinin eline düşmekten korusun diye dua etmek lazım" dedi.

"YILLARDIR DOKTORUM İLAÇLA İYİLEŞEN HASTAYA RASTLAMADIM"
Hasta mıyız? Yoksa müşteri mi? sorusunun yanıtının arandığı Deşifre Programı'nda Kardiyolog Prof. Dr. Gülümser Heper'in şok eden açıklamaları dikkat çekti..

Heper: "Yıllardır doktorum, ilaçla iyileşen hastaya rastlamadım, ilaçlar hastalığı bir süreliğine uyutuyor, hastalık sonra tekrar nüksediyor. Ben hastalarımı uyarıyorum, ne olur bana hasta olarak gelmeyin. Hastalıklardan korunmaya çalışın. Koruyucu tedavi hastalığın tedavisinden daha önemlidir." uyarısında bulundu.

Küresel ilaç kartelleri ve tıp endüstrisinin dünya çapında sağlık hizmetlerini kontrol ettiğini belirten Heper, "Bu sisteme direnen ülke Küba'da sağlık hizmetleri ücretsiz, devlet tarafından karşılanıyor, bu yüzden birçok hastalık yok. Söz gelimi ne kolesterol hastalığı ne de kolesterol ilacına Küba'da rastlayamazsınız" dedi.

Sevinc
29.07.2015, 17:16
Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Kimya Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Uslu, yapılan araştırmalarda, saç boyaları ile cilt, idrar kesesi, yumurtalık, lösemi, lenfoma, göğüs, beyin ve kan kanseri arasındaki ilişkilerin gözlendiğini söyledi.
Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Kimya Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Uslu, Amerikan Kanser Cemiyeti'ne göre saç boyalarında bulunan kimyasalların kanser oluşumunu tetikleyebildiğini söyledi.

Boyaların içerisinde bulunan, aromatik amin ve fenol adlı kimyasalların adeta bir sünger gibi olan saç derisinden geçerek deri içinde kanserojen etkiye sahip N-nitrozaminlere dönüştüğünü belirten Uslu, bu bileşiklerin kanser oluşumunu tetiklerken ilk olarak karaciğeri hedef aldığını vurguladı.

"Yapılan önceki araştırmalarda da saç boyaları ile cilt, idrar kesesi, yumurtalık, lösemi, lenfoma, göğüs, beyin ve kan kanseri arasındaki ilişkiler gözlenmiştir" diyen Uslu, şunları söyledi:

"Los Angeles Üniversitesinden Dr. Gago-Dominguez, bin 514 vaka üzerinden yaptığı araştırmada ilginç sonuçlara ulaşmıştır. International Journal of Cancer Dergisinde yayınlanan makalesinde örneğin saçlarını yılda 12'den fazla boyayan bayanlar, hiç boyamayanlara oranla idrar kesesi kanserine yakalanma riskini iki kat artırmaktadırlar. 15 yıl süreyle saçlarını sık bir şekilde özellikle koyu renklerle boyayan bayanlarda mesane kanserine yakalanma risklerinin, hiç boyamayanlara oranla üç kez daha fazla olduğu sonucuna varmıştır. Hatta araştırmada bayanların saçlarını boyayan kadın kuaförlerinin de boya kullanmayanlara oranla yüzde 50 daha fazla mesane kanserine yakalanma riski olduğunu ortaya çıkarmıştır. Sonuç olarak araştırmada Los Angeles şehrinde görülen mesane kanser vakalarının yüzde 19'unun saç boyaması ile ilintili olduğuna karar verilmiştir."

Pek çok bilim insanı doğruluyor

Pek çok bilim insanının saç boyaları ile ilgili yaptıkları araştırmada benzer sonuçlarla karşılaşıldığına dikkati çeken Uslu, Michael Huncharek ve arkadaşlarının Public Health Report Dergisi'nde yaptıkları araştırmada da düzenli olarak uzun bir dönemde saç boyası kullanan kadınların mesane kanserine yakalanma risklerinin kullanmayanlara oranla yüzde 22 ila yüzde 50 daha fazla olduğuna karar verildiği aktarıldı.

Artık pek çok bilim insanı tüketici güvenliği açısından piyasadaki saç boyalarının incelenmesi ve potansiyel risklerinin belirlenmesi gerektiğini savunduğunu anlatan Uslu, şöyle devam etti:

"Bırakın kanseri, saç boyaları ciddi bir şekilde saçlarınıza zarar vermekte dökülmesine ve kelliğe neden olmaktadır. Bunu da hepiniz biliyor, gözlemliyorsunuz ve görüyorsunuz. Genç yaşta kel olanların sayısı toplumda hızla artmaktadır. Saç boyalarının daha az kanser riskli kimyasallardan yapılması gereklidir. Ülkemizde Sağlık Bakanlığının sigara konusunda halkı bilgilendirmedeki başarısını saç boyalarında da yerine getirmesi gereklidir. Sağlık Bakanlığı yetkilileri saç boyalarının ne kadar tehlikeli olduğunu okullarda anlatmalı ve özellikle genç kızlarımıza bu konuda broşürlerle aydınlatıcı bilgiler vermelidir. Halkımızın kansere yakalanmaması için yetkililerin daha fazla çaba göstermesi gereklidir."

Sevinc
29.07.2015, 17:17
Peki saçlarımızı boyamayalım mı? Boyayalım, ama nasıl?

Yanlış saç boyası tercihi, birçok hastalığa davetiye çıkarıyor. Dermatolog Şafak Güneş, kimyasal boyaların saçlı derinin dengesini bozduğunu söylüyor. Güneş, saç boyama sıklığının azaltılmasını belirtirken, dermatolog Zerrin Baysal ise kimyasal boyalar gibi doğal gibi gözüken boyaların da baş ağrısı, saçlı deride sulantılı yaralar, kepeklenme, kuruma ve kopmaya neden olacağını belirtti.

Güzel görünmek, beyazları kapatmak ve özellikle sıkıntılı zamanlarımızda değişiklik yapmak için saçlarımızı boyatır, dış görünüşümüzde değişikliğe gideriz. Ancak kimyasal saç boyaları ve piyasada 'doğal' denilerek satılan birçok saç boyası saça zarar verirken birçok hastalığa da davetiye çıkarıyor. Uzmanlar, saç boyalarının baş ağrısı, kaşıntı, saçlı deride sulantılı yaralar, kepeklenme, saçta incelme, kuruma ve kopmaya neden olduğunu söylüyor.

Kimyasal saç boyaları, oksijen bazlı krem ve sentez pigmentlerinin karıştırılması ile elde ediliyor. Okside olan boya pigmentleri, saçın içerisine girer, saçta birikir ve çıkamaz. Bu nedenle saçın beslenme ve bakımını sağlayan köklerdeki yağ, saç uçlarına doğru etki edemez ve kırık uçlar, saçta kuru, mat bir görünüm oluşur. Hospitalium Hastanesi Dermatoloğu Şafak Güneş, kimyasal boyaların saçlı derinin dengesini bozduğunu söylüyor. Saç boyalarındaki hidrojen peroksit ve amonyak gibi maddelerin saçın dış koruyucu tabakasına zarar verdiğini belirten Güneş, "Bu kimyasal maddeler saçlarda kuruma, matlaşma, deride yaralara ve saçların kırılarak dökülmesine yol açar. Özellikle hamileler, saçlarını kesinlikle boyatmamalıdır.'' dedi. Güneş, ayrıca saç boyama sıklığının azaltılması gerektiğinin altını çizdi.

Ambalajında 'doğal' yazan birçok saç boyası, içeriğinde kimyasal madde bulunduruyor.

Doğal saç boyasının kına ve meyve özlerinden oluşması gerektiğini belirten Memorial Hastanesi Dermatoloğu Zerrin Baysal ise 'doğal' olarak satılan boyaların birçoğunun doğal olmadığını iddia etti. Doğal görünümlü kimyasal saç boyalarının sağlığı tehdit ettiğini anlatan Baysal, "Bu tür boyalarda kına rengini koyulaştırmak için boyanın içine 'pikramat' adlı madde koyuluyor ancak bu madde tamamen kanserojeniktir. Kimyasal boyalar gibi bu tür doğal boyalar da başağrısı, saçlı deride sulantılı yaralar, kepeklenme, kuruma ve kopmaya neden olur. Halkımız doğal yazan her boyanın doğal olduğunu düşünmemeli.'' şeklinde konuştu. Baysal, Avrupa'da Kontrol Edilmiş Doğal Kozmetik (BDİH) sertifikası olan boyaların kimyasal madde içermeyen ürün olduğunu vurguladı.

Boyanın doğal olduğunu nasıl anlarız?

İçeriğinde rezorsinol, amonyak, phenylene diamine ve hidrojen peroksit maddeleri bulunmaması gerekir.

Boyanın kutusunda Avrupa'da Kontrol Edilmiş Doğal Kozmetik (BDİH) sertifikası bulunmalı.

Doğal boyalar, saç rengini açamaz. Saç kutusunda koyu saç rengini, sarıya boyayabileceğinizi gösteriyorsa, doğal değildir.

Doğal boyalarda, boyamadan bir süre sonra boya akar ve beyaz saçlar görünmeye başlar.

hatice tarhan
06.08.2015, 14:17
Kola nerede işe yarar?
...

Her yerde kolanın zararları ile ilgili yazıları okuyorsunuz. Kolanın kullanılabileceğimiz faydası var?
Ama insanlar üzerinde değil.

... Koca bir parça biftegi kolaya yatırın. 2 gün sonra kaybolduğunu göreceksiniz.

... Tuvalete bir kutu kolayı dökün, bir saat kalsın sonra sifonu cektiginizde yüzeyde herhangi bir leke kalmadıgını göreceksiniz.

.... Arabanızın tamponundaki pasları kola ile kolaylıkla çıkarabilirsiniz.

.... Aynı islemi pillerin uçlarındaki paslanmadada uyguluyabilrisiniz.

.... Dolap sürgüleriniz çalışmıyorsa kola ile inceltebilrisiniz.

.... Elbisenizde çıkmayan leke varsa üzülmeyin kola dökün ve deterjanla yıkayın, tertemiz olacaktır.

.... Kola üreticileri tasıyıcı kamyonlarının motorlarını temizlemek için 20yıldır kola surubu kullanmaktadırlar.

Burada anlatılanlara inanmadıysanız denemesi bir kola parasıdır.

Peki nedir bu kolanın bu kadar etkileyici temizliklerde bile kullanılabilmesinin sebebi ?

Kolanın ortalama pH degeri 3'4 tür.

Bu asidi de disleri ve kemikleri eritmek için yeterli , temizliklerde bu kadar etkili olmasının sebebi budur.

Aslına bakarsanız Kola ile dünyada kimsenin tavsiye etmeyecegi KARBONDİOKSİT içiyoruz. Hani şu dışarı atmak için devamlı nefes alıp verdigimiz atmak için ugraştıgımız KARBONDİOKSİT… 2001 yılında Delhi üniversitesinde kim daha fazla kola içecek diye bir yarışma yapıldıgında, 8 Litre kola içerek kazanan ve 10 dakika onra herkesin gözleri önünde ölen kişinin haberini duymuşsunuzdur.

Neden öldü ?

Çünkü çok fazla KARBONDİOKSİT almıştı ve kanında yeterince oksijen yoktu.

Başka bir örnek ; Kırılmış dişinizi bir şişe kolanın içine koyun ve 10gün sonra bakın… Diş 10günde büyük oranda erir. Halbuki dişler ve kemikler ölümden sonra bile en fazla dayanan organlarımızdır. Bir kola içerek migdenize dişlerinize ve kemiklerinize ne yaptığınızı bir düşünün.

Karar sizin!

hatice tarhan
06.08.2015, 14:45
Karpuzun Çekirdeğini Ayıklamayın Çünkü.. Uzmanlara göre karpuzun en kıymetli kısmı çekirdekleri. Karpuz çekirdeği içinde bulunan 'cucurbocitrin' adlı madde kan basıncını düşürmeye yardımcı oluyor. Bunun için karpuzun çekirdeklerini dişlerinizle kırarak tüketin. Böyle yenildiğinde karpuzun içindeki likopen maddesi kalp krizinden koruyor.

Karpuzun Çekirdeğini Ayıklamayın Çünkü.. Uzmanlara göre karpuzun en kıymetli kısmı çekirdekleri. Karpuz çekirdeği içinde bulunan 'cucurbocitrin' adlı madde kan basıncını düşürmeye yardımcı oluyor. Bunun için karpuzun çekirdeklerini dişlerinizle kırarak tüketin. Böyle yenildiğinde karpuzun içindeki likopen maddesi kalp krizinden koruyor.

B vitamini açısından karpuz çekirdekleri zengindir. Karpuz çekirdeği, sinir sitemini ve bağışıklık sitemini güçlendirirler. Karpuz çekirdekleri diyabet hastalarına da iyi gelir. Bir litre suda 45 dakika kaynatılarak günde bir bardak şeklinde tüketilebilir.

Karpuz çekirdekleri hafızayı kuvvetlendirir. Karpuz çekirdekleri akne hastalığına iyi gelebilir, cildi yumuşatır. Karpuz kabuğunun bu faydaları dışında saç sağlığı için faydaları vardır. Karpuz çekirdeği, saçların kırılmasını engeller ve saç dökülmesine çözüm olabilir.

Karpuzun yüzde 92’si su, yüzde 6’sı şekerden oluşur. Karpuz C vitamini, A vitamini ve betakarotenler açısından iyi bir kaynaktır. 150 gram karpuz, günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 24.3’ünü, A vitamini gereksiniminin yüzde 11’ini karşılar. Karpuz ayrıca enerji üretimi için gerekli olan B, B1, B6 vitaminleri, magnezyum ve potasyum açısından da zengin bir kaynaktır. Büyük miktarı su olduğu için kalori değeri düşük olan karpuzun, 200 gramında yaklaşık 50 kalori vardır. Bu sebeple kalori başına alınan besin öğesi miktarı fazladır.
Karpuz domateste de fazlaca olduğu bilinen ve kansere karşı koruyucu bir antioksidan olan likopen içeriği açısından liderdir. Bu güçlü antioksidanlar vücutta biriken serbest radikallerle savaşarak kanser oluşumuna karşı koruyucu etki gösterirler.

Karpuz zengin A,C vitamini betakaroten ve likopen içeriğiyle kolon, meme kanseri, akciğer, prostat kanseri ve yaşa bağlı gelişen görme bozukluklarına karşı koruyucu etki gösterir. Osteoartrit, römotoidartrit ve astım hastalıklarının bazı semptomlarını hafifletirler.
Karpuz yaz aylarının vazgeçilmez yiyiceği. Ancak genellikle yanlış tüketim sonucunda onun mucizevi etkilerinden çok da faydalanamıyoruz. Karpuzu çoğunlukla yemekten sonra yeme alışkanlığına sahibiz. Bu da şişkinliğe ve hazımsızlığa yol açıyor. Oysa karpuzu aç karnına ve çekirdekleriyle birlikte yememiz gerekiyor. Peki çekirdekleri ile birlikte karpuzu yemenin faydası nedir derseniz?
Kilo Kontrolü: Karpuz oldukça az kalori içerir ve 1 kase karpuz ortalama 45 kaloridir. Karpuz sadece düşük kalorisi ile diyetinize destek olmaz aynı zamanda lifli yapısıyla uzun süre tok kalmanıza yardımcı olur. Canınız çok tatlı çektiğinde karpuz yiyebilirsiniz. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta karpuzun da şeker içerdiğidir. Yani 1 kase yerine bütün 1 karpuzu yerseniz (4.5 kg kadar) hem kan şekeriniz yükselir hem de yaklaşık 250 gram şeker yemiş olursunuz.
Karpuz kötü kolesterol olarak bilinen LDL kolesterolü düşürerek kalp hastalıklarının önünü açan yüksek kolesterole bağlı damar tıkanıklığını engelleyebilir. Düzenli olarak karpuz ve karpuz suyu tüketenlerin kötü kolesterolü tüketmeyenlere oranla %50 daha az.

Rukiye Vural
27.11.2015, 19:39
28361
Yakın Doğu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Kurucu Dekanı Prof. Dr. Sevinç Yücecan, kahvaltıda yumurta tüketilirken çay içilmesini önermediklerini belirterek, "Çaydaki tanen maddesi, kan yapıcı özelliği bulunan yumurtadaki demiri bağlıyor, emilmeden atılmasına yol açıyor" dedi.

Fakültenin Beslenme ve Diyetetik Bölümü Kurucu Başkanı da olan Yücecan, yumurtanın başta demir olmak üzere vitamin ve mineraller yönünden zenginliğine işaret etti. Özellikle çocuklar için protein ve demir kaynağı bu ürünün sağlıklı beslenme çerçevesinde düzenli tüketilmesini öneren Yücecan, yumurtanın pişirilmesi ve tüketimi sırasında bazı noktalara dikkat edilmesini istedi.

YUMURTA FAZLA HAŞLANMAMALI

Yumurtanın çocukların damak tadına uygunluğu için uzun süre pişirilmemesi gerektiğini anlatan Yücecan, "Fazla miktarda haşlarsanız sarısının etrafında yeşil halka oluşur. Bu durum lezzetini etkiler ya da bayatlığının göstergesi olabilir. Yumurtanın damak tadına uygunluğu için haşlanmasına dikkat etmeli" diye konuştu.

"ÇAY İÇECEKSENİZ AÇIK LİMONLU TERCİH EDİN"

Kahvaltılarda yumurtanın yanında çay içilmesini önermediklerini ifade eden Prof. Dr. Yücecan, şunları kaydetti:

"İlla içilecekse açık limonlu çay tercih edilmeli. Çaydaki tanen maddesi, kan yapıcı özelliği bulunan yumurtadaki demiri bağlıyor, emilmeden atılmasına yol açıyor. Demir içerikli diğer gıda ürünleriyle de çay tüketilmemeli. Bir saat sonra istenilen demde çay içilebilir. Çocuk, yaşlı ve hamilelerin içecekleri çayın açık ve limonlu olması, demir emilimi açısından önemli."

"DUDAKLARDAKİ YARA İÇİN SÜT VE ÜRÜNLERİNİ TÜKETİN"

Yücecan, sağlıklı beslenme konusunda da bazı önerilerde bulundu. Makarnanın haşlama suyunun dökülmesinin vitaminlerin kaybedilmesine yol açacağını vurgulayan Yücecan, "Kuru baklagiller de haşlanıp suyu dökülüyor. Bu da yanlış çünkü vitamin ve mineral kaybı fazla oluyor. Sütteki riboflavin (B2 vitamini) çok önemli. Dudak kenarlarında yara sorunu bulunanlar, süt ve ürünlerini tüketebilir. Genellikle bu yaralar riboflavin eksikliğinden kaynaklanıyor" dedi.

HAVUÇ SALATASINA LİMON DÖKÜP BEKLEMEYİN

Prof. Dr. Yücecan, havuç salatasının üzerine limon suyu döküldükten sonra bekletilmesi durumunda da A vitamini kaybının yüzde 75'e çıktığı bilgisini verdi. Yeşil kalması için sebze yemeklerine soda atılmasının B grubu vitaminlerinde kayıplara neden olacağını anlatan Yücecan, "Tarhananın güneşte kurutulmaması lazım. Güneş ışınları riboflavin kaybına yol açıyor" ifadesini kullandı.

Rukiye Vural
04.12.2015, 01:08
Brezilyalı bir doktora ait bu yazıyı mutlaka okuyun ve hatta her gün yeniden okuyun....

EĞER HASTA OLMAK İSTEMİYORSAN…
Duygularını anlat.

* Saklanan veya baskılanan heyecan ve duygular; gastrit, ülser, bel fıtığı, bel ağrıları gibi hastalıklara yol açar.
* Zamanla, duyguların bastırılması kansere dönüşür.
Öyleyse, sırlarımızı, hatalarımızı birileriyle paylaşmalıyız!
* Diyalog, konuşma, kelime çok güçlü birer ilaç ve mükemmel birer terapidir!

Karar Vermelisin..

* Kararsız kişi güvensiz, endişe ve ıstırap içinde olur. Kararsızlık, sorunları, endişeleri ve çatışmaları çoğaltır.
* İnsanlık tarihi kararlardan oluşur.
* Karar vermek, diğerlerinin kazanması için vazgeçmeyi ve avantajları kaybetmeyi kesinlikle bilmektir.
* Kararsız kişiler mide rahatsızlığı, sinir hastalıkları ve cilt sorunlarının kurbanıdırlar.

Olduğundan Farklı Yaşama.

* Gerçeği saklayan, rol yapan, her zaman mutlu olduğu görüntüsü veren, mükemmel görünmek isteyen kişi tonlarca ağırlığı biriktirmektedir. Ayağı kilden olan bronz bir heykeldir.
* Aldatıcı görünerek yaşamak kadar sağlık için kötü bir şey yoktur.Kaderleri ilaç, hastane ve acıdır.

Kabullen.

* Reddedicilik ve kendine saygı eksikliği, kendimizi kendimize yabancılaştırır.
* Kendimizle barışık olmak sağlıklı yaşamın anahtarıdır. Bunu kabul etmeyenler kıskanç, taklitçi, aşırı rekabetçi ve yıkıcı olurlar.
* Eleştirileri kabullen. Bu bilgelik, akıllılık ve terapidir.

Çözümler Bul.

* Olumsuz kişiler çözüm bulamazlar ve sorunları büyütürler. Üzülmeyi, dedikoduyu ve kötümserliği tercih ederler.
* Karanlığı kovmak için kibrit yakmalı. Arı ufacıktır fakat var olan en tatlı şeylerden birisini üretir.
* Biz ne düşünüyorsak oyuz.
* Olumsuz düşünce, hastalığa dönüşen negatif enerji üretir.

Güven.

* Güvenmeyen kişi iletişim kuramaz, açık değildir, derin ve sağlam ilişkiler geliştiremez, gerçek arkadaşlıkları nasıl kurabileceğini bilemez. Güven olmadan, bir ilişki de olamaz. Güvensizlik sendeki inancın azlığıdır.

Hayatı Üzgün Yaşama.

* Mizah. Kahkaha. Huzur. Mutluluk. Bunlar sağlığa güç verir ve daha uzun bir yaşam getirir.
* Mutlu kişi yaşadığı çevresini geliştirir. “İyi mizah bizi doktorun elinden korur”.
* Mutluluk sağlık ve terapidir.

Dr. Dráuzio Varella

Rukiye Vural
09.02.2016, 22:49
Yapılan araştırma ortaya koydu! yıllar boyunca salata yiyerek diyet yapanlar kandırılmış…

Beslenme alışkanlıklarının son yıllarda değişmesiyle beraber menülerine salata çeşitleri ekleyen fast food zincirlerinin, yıllar boyunca diyet yapanları kandırdığı ortaya çıktı.



Yapılan bir araştırmaya göre fast food zincirlerinde satılan salatalar, sağlıksız hamburgerlere oranla daha fazla kalori içeriyor. Buna göre salatalar 730 kalori, ortalama büyüklükteki bir hamburger ise 520 kalori barındırıyor. Ayrıca bir hamburgerde 28 gram yağ varken, sadece salata sosunda 58 gram yağ bulunuyor.

Salata Salata Salata yiyenler kandırılmış blymydnslt2

Hayat tarzını biraz değiştirerek kilo vermek mümkün.

Aşağıda bazı ipuçları verdik. Bunlara uyulduğu zaman belli bir fayda sağlayacağı kesin.

Gazetelerde veya dergilerde okuyup, çevreden duyulan, sizlere uygun olup olmadığı konusunda emin olunmayan diyetler yerine, yeme-içme alışkanlığını, yaşam tarzını biraz değiştirmek ve uygun derecede spor yapmak elbette daha doğrudur.



1- Kilo almanın en önemli nedenlerinden biri yemek aralarında atıştırmaktır. Atıştıracağın zamanlarda su iç!

2- Buzdolabını boşalt. Böylece hem para harcamazsın hem de seni atıştırmaya iten neden yok olur!

3- Yeterince uyu. Böylece, yiyerek alacağın enerjiyi uyurken toplamış olursun!

4- Alkol, ekmek ve karbonhidratlardan uzak dur!

5- Mutlaka kahvaltı yap. Bu sana gün içinde harcaman gereken enerjiyi verecektir ve öğlen yemeğinde çok acıkmıyor olacaksın!

6- Öğün aralarında yemek yeme isteği doğduğunda, sevdiğin bir müziği dinle. Araştırmalara göre müzik dinlediğinde de sevdiğin bir yemeği yediğinde de beyninin aynı bölgesi uyarılıyor.

7- Ayakta hiçbir şey yeme!

8- Yeşil çay iç. Araştırmalar gösteriyor ki, yeşil çay içmek vücuttaki kalorilerin yakılmasında çok etkili. Günde 3 bardak yeşil çay içmeye çalış!

9- Yediğin şeye konsantre ol. Televizyon seyrederken, bir şeyler okurken ya da e-maillerine cevap verirken yemek yeme!

10- Asansör kullanmak yerine merdivenden çık!

sözcü