PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Kadinca paylaşimlar



hatice tarhan
22.04.2015, 12:46
BİR KADINDAN, DİĞER KADINA MEKTUP
Bir liste var önümde; yıllar sonra edindiğim. Senin bir kenara not düştüklerin gibi; bunlar da benim biriktirdiklerim. İster altına ekle, ister kendininkilere kat. İster dikkate al, ister kaldır at.

1) KARİYERİNİ KIZLIK SOYADINLA YAP

Şimdi toz pembe, biliyorum; öyle oluyor başta. Ortalarda da idare ediyor hatta. Ama gün geliyor; "kocanın soyadı ile" tanındığını fark ediyorsun. Boşanma aşamasına geldiğinde, yeni bir SEN inşa etmek zorunda kalıyorsun. İş hayatında o güne kadar yaptığın her şey - eğer kocan, mahkeme kararıyla onun soyadını taşımana izin vermezse - alt üst oluyor. Hem, ne gerek var ki "izne" vs'ye? Adınla soyadınla, şânınla yürü. Kalıcı olan SENsin.. senin emeklerin.

2) ÇALIŞ. SAKIN DURMA

Kocan sana diyecek ki "Yahu ne gerek var, ben para kazanıyorum zaten. Sen tadını çıkar evdeki hayatın. Çocuğuna bak, günlere git, spor yap, mutfakta oyalan, alışverişe falan çık, devril yat, takıl istediğin gibi." Tatlı gelecek, kolay gelecek, işine gelecek belki. Yapma. Kendini geliştirmeyi, kendine yatırım yapmayı bırakma. Yeteneklerine yönel, hayallerini unutma. Oku, çalış, üret. Seçimlerinin; bir zaman sonra "bir başına ve ayakta isen", anlamı olacak.

3) KENDİ ÖLÇÜNÜ KENDİN AL

Sana "o kadar güçlü değilsin" diyecekler. "Sen başaramazsın" yaftasını yapıştıracaklar. "Bu da nereden çıktı", "ulaşabileceğin hayaller kur" falan diye de yumurtlayacaklar. Yavaşlatacaklar seni. Şaşırtacaklar, yanıltacaklar. İşin kötüsü, bazen potansiyelinin olmadığına "inandıracaklar" da, kimbilir.. Aman ha, sakın durma, kanma. Sen, neyi başarmak istersen O'sun. Bilfiil kendisi hem de. Nereye bakarsan, oraya gidersin. Senin ölçünü senden başka kimse alamaz. Kendi kıyafetini kendin dik. Nasıl istiyorsan, öyle ol. Uzlaş ama değişme, dönüşme.
4) KANTARIN NE KADAR TARTIYOR?

Her topa girme. Her sorumluluğu alma. Her yükü taşıma. Sonradan ruhsal çöküntü yaratacak, sana "keşke" dedirtecek hiçbir şeye soyunma. Rol çalma. Unutma; her kantar, belirli bir ağırlığa kadar tartar. Fazlasını almak, kantarı yorar. Her şeyi başarmak zorunda değilsin; her sorunun çözümü sende değil. Sen de diğerlerinden farklı değilsin. Enerjinle, moralinle, zaten taşıdığın yüklerinle, gidecek epey yolun var. Çünkü ne oluyor biliyor musun; bir süre sonra insanlar seni takdir etse de, kıyamadıklarını söyleseler de, bu naif (!) yaklaşımlar bi' b...ka yaramıyor. Madalyan ve hastalıklarınla başbaşa, hayatı sorgulamaya başlıyorsun. Nerede mi? Hastane koridorlarında, uykunu aradığın akşamlarda, elin kolun kalkmadığında, hayata dair umutlarını sorguladığında. Yapma. Sakın yapma.

5) KENDİ ŞARKINI SÖYLE

Seninle dalga geçecek kimileri. Giydiğin elbiseye, kahkahana, oturuşuna-kalkışına karışacaklar, sözüm ona "doğru"ya çekecekler seni tüm iyi niyetleriyle (!). "Aman dans etme, beceremiyorsun" diyenler çıkacak. Sesinin kötülüğünden dem vuracaklar.. Susma. Kendi şarkını söyle. Canın nerede, ne zaman, nasıl istiyorsa, öyle söyle. Hayatın, "senin şarkın". Notalar senin, kulak senin, ses senin. Ne istiyorsan, onu söyle. Kendi şarkını yaz. Bağıra çağıra söylemeye başladığında, altında senin imzan olsun. Kendi şarkısını yazamayanlar lâf atacaktır; gülümse.

6) HAFIZANI DİRİ TUT.

Neydin sen? Neredeydin? Nereye gidiyordun? Nasıl olacaktı? Neler yaşayacaktın? Sorularını sakın bırakma. Her sabah, kahveni içerken listene göz at; neresindesin, n'apıyorsun? "Biz" olup bambaşka bir maratona girmişken; "ben" bir yerlerde tıkanmış, arkadan nefes nefese, önündeki kâfileye umutsuzca bakıyor olabilir mi?

Sakın unutma. Başlangıç noktanı, başlangıç sebebini; yürüdüğün yol ile teyit et.

7) KALBİNİ DİNLE

Ne olursa olsun, neye mâl olursa olsun, kalbini dinle. Seni nereye götürürse götürsün, sana ne yaptırırsa yaptırsın, kalbini dinle. Dibine kadar sev, sonuna kadar git, olmadıysa bambaşka bir yola git.. Hattâ istiyorsan dur ama hep kendini, hep kalbini dinle. İnsanların eğilimlerine, tepkilerine, eleştirilerine aldanıp, "onaylanan" yolu seçme. Kendi yolundan git. Kalbinin yolundan.

8) VAZGEÇMEYİ BİL

Israr etme. Bittiyse, diretme. Serbest bırak kendini de, yolundakileri de. Eğer kader diye bir şey varsa, elbet tecelli edecek. Eğer "farklı" olacaksa bir şeyler; elbet o "yeni" de paşa paşa önüne gelecek. Bırakmayı bil. Vazgeçmek=Özgürlük. Vazgeçmek=Yeni seçimlere ilerlemek. Ve hiçbir seçim, geleceği "özünde" değiştirmeyecek: Özendiğin insanlar kadar özgürsün, sürprizlerle dolusun, rengârenksin sen de.

9) HERKES GİTTİĞİNDE, KALAN MANZARA SENİ MUTLU ETSİN

Kocan gidebilir. Çocuğun Allah'ın emri gidecek. Annen, baban.. Eninde sonunda yalnız kalacaksın. Cebinde ne varsa, kaderin o. Hesapladın mı, neler birikmiş çıkınında? Ne kadar erken, o kadar iyi. Henüz harekete geçmediysen, şimdi başla.

10) HER BAŞLANGIÇ İYİDİR

Seçimlerini yaparken, şartlara takılma. O şartlar, bu ânın şartları ve senin bugüne kadarki tecrübelerinle geliştirdiğin inançların. Hepsi bu. İçindeki o BAMBAŞKA SENle tanışmadın, onu keşfetmedin daha. O SEN, seni hep mutlu edecek, yalnız bırakmayacak; emin ol. Kendine tutun. Başlangıçlar insanı diri tutar. Bitişlere tutunursan, düşersin. İÇİNDEKİ SENe şans ver. Seni utandırmayacağını göreceksin.

Didem Deligönül

joyhbuber
22.04.2015, 16:16
Kanıyoruz, aman aman


Her ay en aşağı 3 gün (ki ergenlik döneminde 10 günü bulduğu olurdu) kanıyorum aman aman! Döllenmemiş yumurtalarım vücudumu terk ediyor her ay ve bir sonraki aya tekrar üreyebilmem, üretebilmem için tazeleniyorlar. İnsanlık devam edebilsin diye, ben her ay kanıyorum; AMAN! Ne haddime?

Ontario’lu 22 yaşındaki öğrenci ve şair Rupi Kaur da neredeyse tüm kadınlar gibi her ay kanıyor. Regl ile ilgili bir sağlık problemi de yaşıyor ayrıca. Bunu bir okul projesine dönüştürmek için regl kanını fotoğrafladığı bir seri oluşturuyor ve bunları bir fotoğraf paylaşım platformu olan Instagram’a yüklüyor. Ne haddine?

Instagram bu fotoğrafları “uygunsuz içerik” olarak raporlandığı için sadece bir kez de değil, iki defa siliyor. Rupi Kaur’un ne haddine ki, kadınların, hatta ergenliğe dahi girmemiş kız çocuklarının bile seks objesi olarak fotoğraflandığı içeriklerin bulunduğu bir platformda regl kanını paylaşma cüretinde bulunmuş!

19658

Rahmimizden, bacaklarımızdan sızan doğurganlığımız, yaşama yaşam katışımız kutlanacağına, bize bir utanç kaynağı olarak dayatılıyor. Sanki hepimizi leylekler getirdi dünyaya. Sanki o pis, iğrenç, hastalık olarak tanımlanan kanın, döllendiğinde bebekleri oluşturduğunu bilmiyor kimse. O sızan kandan üredin sen, o sızan kandı sana yaşamını veren!

Rupi Kaur’un da dediği gibi “sızıntı yapan regl kanı değil, mizojini (kadın düşmanlığı)”

19659

Ataerki virüsü gezegeni ele geçirmeden önce, Paleolitik ve Neolitik çağda, yaşam üreterek ölümü alt edebilen tek varlık olduğu için kutsaldı kadınlar. Bugünkü edeplilik ve mahremiyet üzerinden tanımlanan kutsallıktan bahsetmiyorum, kadının doğurganlığının saygı görmesinden, hatta kutlanmasından bahsediyorum.

Kutlamak mı? Ne haddimize?

Regl olduğum ilk gün annem tokat atmıştı bana, hatırlıyorum. Rahmimle bir yanaklarım da allansın diye. Bolca batıl inançlarından sadece bir tanesiydi bu tabii.

Ortaokulda kız arkadaşlarımızla regl döneminden gizlice bahsederdik. “Ana vatan kan ağlıyor” ya da “misafir geldi” gibi kod adları vardı. Bin bir hileyle etek lastiğine sıkıştırarak gizlediğimiz pedlerle tuvalete koşuşlarımız başlı başına bir maratondu.

Regl dönemini mahremleştirmemiz gerektiği öğretilmişti çünkü bize. Mahremleşen her şey bir tabuya, tabulaşan her şey de olağanın üzerinde bir ilgi kaynağına dönüşür. Erkeklerin de bu konuya olan ilgisi ve bunun üzerinden kızları rencide etme çabası artmıştı tabii. Sınıftan bir kız arkadaşımızın çantasını karıştırıp buldukları pedi sıraya yapıştırmışlardı, hatırlıyorum. O kız arkadaşım şu an bu yazıyı okuyorsa, o gün ona destek olmak yerine diğer herkes gibi sustuğum için çok özür dilerim!

Tampondan bahsetmeyeceğim bile çünkü yoktu! Sanırım hâlâ da çok erişilebilir değil Türkiye’de. E, muhafazakârlıktan kabuk bağlamış zihinler devam edebilsin diye, aman kızlık zarına zarar gelmesin! Acil durumlarda mahalle bakkalından anca gazete kâğıdına sarılı olarak temin edebildiğimiz, naylon dokusuyla çoğu zaman vajinayı tahriş eden pedlere tabi idik. Bu pedlerin kadının doğal ihtiyacı olmasına rağmen yüksek fiyatlara satılıyor olması, üzerlerinden yüzde 18’lik KDV alınması da cabası!

Büyüdük, cinsel hayat sahibi kadınlar olduk. “Regl dönemimde partnerim benimle ilişkiye girmek istemiyor; çünkü tiksiniyor.” O kadar çok duydum ki bunu kadınlardan. Ya da “midesiz midir nedir, kadın regliyken onunla sevişebilen erkekler var” diyen, “mideli” erkekleri dinledim… “Erkek arkadaşım geldiğinde banyodaki pedleri saklamayı unutmuşum, çok utandım” diyen kadınları dinledim.

Böyle böyle, bir zamanlar bereketle, kutsallıkla bağdaştırılan doğurganlığımızın kanıtı olan reglimiz, zamanla bir hastalığa, bir pisliğe ve en kötüsü de bir mahremiyete dönüştü.

Geçtiğimiz ay Almanya’da yaşayan 19 yaşındaki feminist aktivist Elone Kastrati harika bir eyleme imza attı. Hijyenik pedlerin üzerine feminist mesajlar yazarak, yaşadığı Karlsruhe şehrinde farklı yerlere bu pedleri yapıştırdı. Kanımca en anlamlısı, “erkeklerin reglden tiksindikleri kadar tecavüzden tiksindiklerini düşünsenize” mesajıydı.

19660

Elone Kastrati’nin eylemi oldukça ses getirdiği gibi, Instagram da Rupi Kaur’dan özür diledi ve fotoğraflar hesabına geri yüklendi. Bu örneklerden de görebileceğiniz gibi, bu mevzu sadece Türkiye’ye ya da muhafazakâr toplumlara mahsus değil. Ataerkinin kadının doğurganlığı üzerindeki baskısı evrensel. Bunlar değişimi başlatan başarı hikâyeleri elbet; ama değişimi sürdürecek olan bizleriz.

Biz kadınlar, her ay kanıyoruz böyle, aman aman! İnsanlığın devamını sağlıyor, ürüyor, üretiyoruz. Bunu utanç kaynağı olarak görmek, bundan tiksinmek, bunu mahremleştirmeye çalışmak, bunun üzerinden kadını aşağılamak, ne hadlerine? İnsanlık devam edebilsin diye, biz her ay kanamaya devam edeceğiz; bundan da ne utanacağız, ne de bunu saklayacağız.

Dilara Gürcü

hatice tarhan
29.04.2015, 13:35
ANNELERİN DİKKATİNE !

_1. Oğlunuzu aşırı koruyup kollamayın , oğlunuzu 3 yaş sonrası koynunuzda yatırmayın. Bu oğlunuzun cesaret ve güven duygusunu zamanla yok eder.

__2. Oğullarınıza sırtınızı dayamayın. Oğlunuzu “benim tek dayanağım”, “yaşama sebebim” gibi sözler söylemeyin.Bu çocuğunuza aşırı yük yükler zamanla oğlunuz yetersizlik duygularına gömülür.

__3. “Ben senin mutluluğun için bu kadar çok çabalıyorsam sen de mutlu olmak zorundasın” sözlerinizle oğlunuz üzerinde baskı oluşturmayın.

__4. Oğlunuzla asla koalisyon yaparak, eşinizi karşı tarafa atmayın. Unutmayın oğlunuzu babasından uzaklaştırmış olmakla onun hayatı yönetme konusunda modelini yok edersiniz.

__5. Oğullarınızın asla hizmetkarı olmayın ve her istediğini yapmayın ki kadınları bir hizmetkar olarak görmesin .Oğlunuzu kendi işini kendisinin yapması için teşvik edin.

hatice tarhan
01.05.2015, 10:45
Annem 'Kız arkadaşlarını unutma' diye tavsiyede bulunmuştu..
'Yaşın ilerledikçe senin için daha önemli olacaklar,
kocanı-çocuklarını ne kadar çok seversen sev, yine de kız arkadaşlarına ihtiyaç
duyacaksın..
Onlarla bir yerlere gitmeyi ihmal etme..
Onlara vakit ayır ve kız arkadaşlarını daima hatırla..
Onlar sadece arkadaşların değil..
Senin kardeşlerin, kızların...' demişti..
'Ne kadar komik bir öğüt. Daha yeni evlenmedim mi ?
Artik ben evli bir
kadınım. Kız arkadaşlarına ihtiyaç duyan bir genç kız
değilim ki. Bundan sonra kocama hayatimi adamak,
yapacağım tek şey olacak'
diye düşünmüştüm..
Ama yıllar geçtikçe, çocuk olsa da ya da olmadıkça,
kocalardan boşandıkça ,
sevgililerin biri gidip diğeri geldikçe, annemin
dediklerinin ne anlama geldiğini çok iyi anladım..
Zaman geçiyor..
Hayat akıyor..
Mesafe ayırıyor..
Ask büyüyor.. Sonra azalıyor..
Kalpler kırılıyor..
kocalar evde bir yerde duruyor..
Veya evlilikler mahkemede son buluyor..
sevgililer değişip duruyor..
Erkekler arayacaklarını söyleyip, aramıyor..
İsler geliyor ve gidiyor..
Ebeveynler ölüp gidiyor..
Komsular değişiyor..
Ama kız arkadaşlar hep oradalar...
Siz onları bırakmadığınız sürece..
Geçen yıllar ve arada kaç km. mesafe olduğu hiç önemli değil..
Bir kız arkadaş, hiçbir zaman ona ihtiyaç duyduğumuzdan
daha uzak değil..Hayatiniz içinde, öyle ya da böyle, yakin ya da uzak..

hatice tarhan
19.06.2015, 17:39
Bizim şöyle şarkılarımız vardır: ‘Ben sizin babanızım, ben ne dersem o olur’ der, ‘Halime’yi samanlıkta basıp, şalvarını gül dalına asan başka bir şarkımız olduğu gibi. ‘Tombul tombul memeler’ düzleminde giden şarkımız türkümüz de pek çoğundan sadece birkaçıdır…
.
Burası Agora Mehyanesi değil, burası Ünzile’lerin mahallesi, burası Özgecan’ları vahşice katleden adamların coğrafyası.
.
Burada Kadının Adı Yok’tur. Daha doğarken bize kız bebek derler, kaşık düşmanı derler, avrat derler, eksik etek derler; etek boyuna göre bizi kodlarlar. Eteğinin boyu poponun altındaysa fahişe, biraz aşağıdaysa, yollu, daha aşağıdaysa Kezban, daha aşağıdaysa köylüdür adımız. Her şeyi söylerler ama bir insan demeyi akıl edemezler. Her türlü tacizin, tecavüzün, hakaretin, şiddetin, işkencenin mubah olduğu erkeklerin dünyasıdır burası. Burada bizim nefes almaya hakkımız yoktur ve hiç olmamıştır.
.
Burada on üç yaşındaki kız çocuğunu ‘ayakları yere basıyorsa tamamdır’ diyen adamlar vardır, el değmemiş diye beşikteki bebeleri satan, vicdanların dibe vurduğu adamların sokağıdır. Burada her yere virüs gibi bulaşmış insan görünümlü adamlar vardır, burada kimlik bunalımı vardır, ayrı ve gayrı vardır. Burada her şey var, insan gibi yaşama hakkı yoktur. Korkmadan yaşamak istiyoruz diyenlerin feryadı geliyor kulaklarıma acizliğimden utanıyorum.
.
Nazan Öncel

hatice tarhan
24.06.2015, 18:06
Dr. Bernard N. Natonson kürtajın uygulanış safhalarını bir filme çektirip yorumladı:
“Kürtajın yapılma safhaları hassas aletler ve ultrasonla filme çekildi.
Kürtajı yapan evli olmayan genç bir doktordu. İki ayrı kürtaj kliniğinde çalışıyordu ve 10.000 ‘e yakın kürtaj yapmıştı. Kendisinden filmin editörü olmasını istedik, kabul etti.
Filmi seyretti, editör oldu ama odadan çıktıktan sonra bir daha kürtaj yapmadı. Kamerayla çekim yapacak kadın da özel olarak seçilmişti. Bu kadın kürtajı şiddetle savunan bir feministti. Ancak, kendi eliyle görüntülediği filmi seyrettikten sonra kürtajla ilgili konularda hiçbir tartışmaya katılmadı. Filmde, önce bebek ana rahminde rahatça hareket ederken görüntüleniyor. Kürtajı yapan kişi rahme müdahale ettiği zaman, çocuk bir an dona kalıyor.
Müdahalenin aksi istikametine, rahmin diğer tarafına doğru kaçmaya çalışıyor. Kalp atışları 140'tan 200'e çıkıyor. Kürtaj yapan kişi çocuğu ararken, çocuğun dehşetle ağzını açtığını görüyorsunuz. Sonra kürtaj yapan el ona doğru uzanıyor! Çocuğun ağzı öylesine açılıyor ki, çığlık atışını filmde görebiliyorsunuz. Kürtaj yapan kişi onu başından tutuyor ve başını vücudundan ayırıyor. 12 haftalık bebekten geriye birkaç doku artığı kalıyor. Bu, kürtaj çeşitlerinden sadece birisidir.
Kürtaj yapanlar anestezi uzmanı arasında gizli bir dil vardır. Baş bir numara olmak üzere, çocuğun vücudu numaralandırılıyor. Anestezi uzmanı kürtajı yapana soruyor: - 1 numara çıktı mı? Bitirdik mi? Kürtajı yapan ya da olmayı kabul eden insanlar acaba bir hayatı katlettiklerinin farkındalar mı?Kürtajı hikayesinin satırlarını bile okurken insan ürperdiği halde nasıl olur da hissettiği, yaşadığı bir şeyden dehşete kapılmıyor ve korkmuyor? Aslında iş bununla da kalmıyor, insanoğlu vahşetini bir kürtajdan arta kalan ceninlerin kullanımıyla sergiliyor. Nitekim kozmetik firmalarının ürünlerine kürtajla alınmış bebeklerin ceninleri kullanılıyor.
Başta Fransa'da kullanılmak üzere birçok 3. dünya ülkesinden getirilen kürtajla alınmış bebeklerin kozmetik firmalarına satıldığı bildiriliyor. Bunun delili olarak da ABD ve Avrupa'da kamyonlar dolusu ceninin ele geçirilmesi gösteriliyor. Kozmetik sanayinin imparatoriçesi Yahudi asıllı Helena Rubinstein'in ürünlerinin reklamlarında “cildin gen ve yaşayan hücrelerle” güzelleştiği belirtiliyor.
Gelin görün ki, bu ürünlerin yapımında kullanılan COLLOGEN adlı maddenin ceninden elde edildiği ya bilinmiyor ya da bilinmezlikten geliniyor ve zavallı güzellik düşkünü insanlarda ciltlerinin güzelliği için kullandıkları kozmetik ürünlerinin mayasında, katledilen bir hayatın var olduğunun farkında bile değiller. Yoksa aksi olarak “Vahşetle güzellik olmaz” düsturundan çok mu uzaklar? Dünya bu vahşette yüzerken Türkiye geri kalır mı?
Araştırmalar, Türkiye'nin gizli cenin cenneti olduğunu ortaya koymuştur. Nitekim Türkiye'nin en büyük doğum hastanesi olan ismi bizde saklı kadın hastanesinde çalışan üst düzey bir yetkili kürtajla alınan ceninlerin kozmetik firmalarına satıldığını söylüyor. Adının açıklanmasını istemeyen yetkili, kozmetik firmalarının kürtaj yapılan bütün hastanelere eleman gönderdiğine dikkat çekerek bu elemanların ceninleri satın alma işlemini son derece gizli yürüttüklerini ve bu ticaretten hastanelerden hayli yüklü gelir de elde ettiğini kaydediyor!“
Dr. Bernard N. Natonson - ” Sessiz Çığlık “

hatice tarhan
30.06.2015, 13:31
https://www.facebook.com/SoranAdamm/videos/442635255901012/?pnref=story Sevginin gücü mutlaka izleyin

hatice tarhan
08.08.2015, 13:20
GÜÇLÜ KADIN OLMAK MI OLMAMAK MI ?

Güçlü kadınlar vardır, her işlerini kendileri halletmeye çalışan. Anne babaları tarafından böyle yetiştirilen. Onlar kendi paralarını kendileri kazanmak isterler. Evdeki tüm tamirat,tadilat işlerinden anlarlar. Bir erkeğe mecbur kalmadan da hayatlarını devam ettirebilirler. Faturalarını kendileri yatırırlar. Hemen hemen tüm işlerini kendileri yaparlar. Hatta etraflarının yükünü de üstlenirler. Özgürlüğü severler,dik durmayı da,güçlüdürler çünkü…

Aşık olduklarında hissederek yaşarlar. Aşklarına kurallar koymadıkları gibi büyük beklentilere de girmezler. Sevdiklerine problem çıkarmazlar.Bütün gün çalışıp durduktan sonra, akşamları yorgun da olsalar sevgilileri buluşalım dediğinde, hemencecik hazırlanıp sevgililerinin onları evden almalarına gerek kalmadan, o her neredeyse onun olduğu yere giderler.

Çoğu zaman sevgililerinin ya da kocalarının haberi bile olmaz yaşadıkları sıkıntıdan,yansıtmazlar çünkü. Para var mı,işyerinde sıkıntı mı oldu, birine canı mı sıkıldı, hiç bunlarla yormazlar birlikte oldukları erkeği. Çünkü istemezler kimse onlara acısın.

Sonra da bir bakarlar ki, bu kadar dik durmanın ve sorun çıkarmamanın karşılığında gerçekten de kimse onlara acımaz. Bu durum zamanla gelenekselleşir ve acınmama ile sorun çıkarmama hali yaşam tarzına dönüşür. Eskaza dayanamayıp sorunlarını paylaşmaya kalksalar, bu sefer de sorunlu kadın, kaprisli kadın,tahammül edilmez kadın damgasını yerler. Bu yüzden de terk edildiklerinde bile hiç seslerini çıkarmaz bu güçlü kadınlar!

Terk eden erkek de bilir onun ne kadar güçlü olduğunu ve onsuz da yaşayabileceğini, içinde yaşadığı fırtınalardan bihaber.

Sonra bir dosttan, eşten, ya da tanıdıktan duyarlar ki onu terk eden gitmiş erkeğe muhtaç yaşamak zorunda olan biriyle beraber olmaya başlamış.

Erkekler çok severler böyle kadınları. Birinin ona muhtaç olduğunu görmek bir çok duygusunu okşar erkeğin. Onlara kendini erkek gibi hissettirir! Bu zayıf kadınlar erkeklere bağımlıdır.

Mesela fatura filan yatıramazlar,anlamazlar çünkü. Nerden yatırılır onu da bilmezler. Ev ya da yemek alışverişi de yapmazlar, çünkü taşıyamazlar onca torbayı. Hep yorgun olurlar, bütün gün spor salonları, kuaför, o mağaza, bu mağaza gezerler. Akşama yemek yapmaya fırsat bulamazlar. Akşam eşleri eve geldiğinde,bugün nereye yemeğe gidelim,diye sorarlar. En kötü ihtimal dışardan yemek söylerler. Zayıf kadınlar doğurdukları çocuğa bakacak gücü de kendilerinde bulamazlar, pamuklar içinde yaşamaya alışmışlardır bir kere. Kendilerini hep altın tepsi içinde sunarlar. Huysuzluk da ederler, ama bu erkeğin hoşuna gider, çünkü kadın ona muhtaçtır, söylenmeyen güçlü kadının aksine, hiçbirşeyi beğenmedikleri gibi devamlı da mutsuzdurlar. Pek teşekkür etmezler,kıskançlık krizlerini de severler. Kocasının ve sevgilisinin hayatlarını karartırlar. Erkekler bu kadınları asla terk edemezler. Çünkü o güçsüz,kırılgan bir kadındır. Ayrılırsa kurda kuzuya yem olur.Koruyup kollanmalıdır her an o!

Zayıf kadınlar hiç çökmez,buruşmaz ve yıpranmazlar. Ancak işin ilginç yanı her zaman daha değerli olanlar da onlardır. Ve geride kalan güçlü kadınlar tüm bunların nasıl gerçekleşebildiğine sadece bakakalırlar...

AYLİN KOTİL