PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : anneler



joyhbuber
03.02.2015, 23:26
1984 yılında günlüğüme yazmışım:
Annem Banu’larda kalmama izin vermedi. Bence çok ayıp bu yaptığı. Ve bana sebep olarak. “Anne olunca anlarsın, sen istersen çocuğunu sürekli sokağa gönderirsin, gider hiç eve dönmez” dedi. “Anne olunca anlarmışım kadar saçma bir sebep yok!”

Sonra ben anne olmadım, annem "anne olunca anlarsın"larını önce azalttı, sonra kesti.

Sonra yaşıtlarım, arkadaşlarım birer birer anne olmaya başladı.

Ve ben boş boş uzaklara bakıp, yarına yazmam gereken yazıyı düşünürken arkadaşlarımdan bir ses duyuldu: “Anne olunca anlarsın!”

“Yok canım mümkün değil, yanlış duyuyorumdur.”

“Anne olunca anlarsın” bayrağını kapmış koşan arkadaşlarıma bakarken çocuğum olmadığından düşünmeye çok vaktim var ya biraz düşündüm.

Anne olmayanlar, maddi ve manevi ve hatta fiziksel birtakım engeller nedeniyle olamayanlar ve belki de hiç olmayacaklar adına konuşmak haddime düşmez. Lakin cenneti ayaklarımızın altına almadan da anladığımızı, patates sepeti gibi oturmadığımızı anlatmam gerektiğine karar verdim.

Bir kere biz sizi ve çocuklarınızı ayrı ayrı kabul ediyor ve seviyoruz.

Yani kalkıp da bize “Bu sene yuvaya başlıyoruz” ya da “Artık kakamızı söylemeye başladık” dediğinizde, ne kadar antipatik olduğunuzu nasıl anlatalım?

Sizi lazımlıkta otururken ya da yuvada küplerle oynarken hayal etmek zorlayıcı ama insan buna da alışıyor. Ve “İnsan anne olmadan da sabrını kontrol etmeyi böyle öğreniyor” deyip geçiyoruz.

Bir kere biz sizi başka anneleri hayattaki en büyük rakipleriniz olarak görürken ve çocuğunuzun gittiği yüzme kursunu, yediği ilk balığın türünü, hastalandığında verdiğiniz ve hemen iyi gelen o bitkisel karışımın tarifini veya çocuğunuza aldığınız “İngilizce’ye ilk adımlar” kitabının adını bile başka annelerden saklarken, sizin samimiyetinizi sorguluyoruz. İçimizden “Yahu bu kadın benim en yakınımdı hangi ara böyle hırslandı? Hangi ara bu kadar delirdi?” diye düşünmeye başlıyoruz.

Çünkü besbelli bize de hayatınızı eksik püksük anlattığınızı, eskisi kadar samimi olamayacağımızı bize siz düşündürtüyorsunuz.

Samimiyetin bir çocuğu büyütürken ne kadar mühim olduğunu biliyoruz lakin çocuğunuzla kurduğunuz bağın ne kadar plastik olduğunu, anne olmadan da görüyoruz.

Bir kere biz sizi topluma faydalı bireyler yetiştirme ihtimaliniz olduğu için sevmeye devam etmeye çalışıyoruz.

Ama baktığımızda sadece gitardan koşturarak çıkıp jimnastiğe giden, oradan Fransızca konuşsun diye eve çağırdığınız üniversite talebesi tarafından su ikram edilen çocuklarınızı görüyoruz.

Demek ki siz bu yaştan olmayan bir CV’yi doldurmaya çalışıyorsunuz.

“Yahu boşver, daha çok küçük be, bırak oynasın” dediğimizde “Anne olunca anlarsın” cevabını hızlı EFT’yle gönderdiğinizden susuyoruz.

Siz ne yazık ki sadece kendinize faydalı çocuklar yetiştiriyorsunuz.

Aklı başında, sağduyulu, sakin büyütülen çocuklara, ileride sizin gibi “proje anneler” tarafından büyütülen çocukların ağır mobbing uygulayacağını bugünden görüyoruz.

Çocuklarınız yuvada prezantasyon yapıyor, iPad’i sol koluyla açıp iPhone’da sizden hızlı hareket ediyor diye sabahtan akşama kadar yüzümüzde “Ay maşallah” yapıştırmasıyla otururken gerçekten acı çekiyoruz.

Çünkü “Sene olmuş 2012, bütün çocuklar seninki gibi, bunlar uçsa biz şaşırmayız” diyemiyoruz.

Çünkü sizinkiler en akıllı! Sizinkiler yeme problemi de yaşamıyor, sizinkiler kakasını da hemen söyledi, sizinkiler koyuyorsun uyuyor, sizinkiler hiç antibiyotik de içmedi değil mi?

Ne güzel. Başka annelere attığınız palavraları biz anne olmadan da yemiyoruz.

Sizin çocuğunuz elimizden ağlayarak telefonumuzu alıp, ilk sinirlendiği anda havada uçan tekmeler atıp, kendini yerlerde yuvarlarken bizden onun şımarık olduğunu düşünmemiz yerine, “Şekerim bizimki indigo, var işte böyle anormallikleri” lafınıza yine “Ayyy maşallah, yerim onun o tekmelerini, kaslı da baksana, bacakları pek kuvvetli, herhalde yediği taze somonlardan” dememizi bekliyorsunuz.

Siz bize her seferinde büyük harflerle, “Anne olunca anlarsın” uyarısını yapıştırırken, biz kibarlığımızdan ‘Seninki düpedüz şımarık’ diyemiyoruz.

Siz elinizde akıllı telefonlarınızla oturmuş, çocuğunuzun en tontiş pozunun peşinde koşarken, “Emrehannnn bana bak oğlum, gül şimdi”, “Nazendeeee kızım eteğini savurarak Adele’in şarkısını söylesene” diye video çekerken, sizin çocuğunuzu iPhone’unuzda büyütmenize üzülerek bakıyoruz.

Sonra da siz üzülmeyin, bize alınmayın, sitem etmeyin diye bütün o videoları, fotoğrafları like’larken kendimizi buluyoruz.

Ve asıl sıkıntı şurada:
Siz bu hayatın tüm yükü sizin omuzlarınızdaymış, hayatın sillesini siz yemişsiniz, bizse anne olmadığımız için tatlı bir rüyanın içindeymişiz ve partilerde coşuyormuşuz gibi davranıyorsunuz.

Bizim yaşadıklarımız hayat değil.

Bizim yaşadıklarımız aşk da değil. Ha doğru ya siz hayatınızın en doğru evliliğini kafasını iPad’inden kaldırmayan ve sizinle aylardır sevişmeyen adamla yaptınız değil mi?

Biz aşkı da bilmeyiz, anne olmayı da…

Ama ne acıdır ki bütün bunları olmadığımız halde, 2 km. öteden sizin ne kadar mutsuz olduğunuzu görebiliyoruz.

Ve artık ne kadar sıkıcı olduğunuzu anne olmasaydınız anlardınız, bilmiyorum biliyor musunuz?

Ve biz bedelli annelik çıkarsa yapacağız yeter ki siz biraz kendinize gelin istiyoruz.

Ve aslında biz belki de Ah Muhsin Ünlü’nün “Gidiyorum Bu” kitabında yazdığı şu cümleyiz: “Ben gece korkunca istemediğim kitaplar okuyup, anlamadığım annelere saygı duyuyorum.”

hatice tarhan
04.02.2015, 11:02
Yüzlerce binlerce kez hemde çok ama çok beğendim ....

Rukiye Vural
04.02.2015, 23:47
çok güzel ve dersler veren bir anlatım. teşekkür ederim.

Ayşe Yigit
18.02.2015, 12:39
Çok güzel iyi tokat ben zaten çocukllarnbizi terbiye ettiğini düşünüyordm bu bakışı hiç bakmamıştm budagüzel ama çocuklu olunca başkasına fazla kusur bulamıyorm allah çocukla öyle terbiye ediyorki susmasını ve herkesn hata yapabileceğini anlıyosn ve hoşgörülü olmayı öğreniyosun

excseda
01.03.2015, 12:09
Bir sabah incecik elin yanağının altında kızımın odasında yer yatağındauyurken seni seyrettim. Azı dişlerin olmadığından çökük ve somurtmuş duran yüzün; çehrendeki çocuksuluk,ürkeklik uykunda ne kadar da masum duruyordu...
Biliyormuydun acaba ; '' SEN BENİM DOĞURMADIĞIM BÜYÜK KIZIMDIN ANNE...''
<p>Yaşıtlarım fink atarken beni 12 yaşında mutfağına çırak yaptığında, bana evin '' hizmetlisi'' olarak getirtip götürttüğün ikramlar, Bazı zamanlarda yıkanıp ağartılan çamaşırlar, aklayıp pakladığım mutfak, banyolar aklıma gelince be kadar da darılırdım sana...BİLEMEZDİM BUNLARIN BENİ ''BİLEN'' YAPACAĞINI.Bazen bir göz odaya bile razı olup herhangi biriyle evlenmek için gözyaşı döktüğümde gönül yaramı anlamıyorsun diye küserdim sana. Halbuki Prensestim gözünde şimdi tıpkı kızımın benim gözümde olduğu gibi. Biliyorum şimdi Kral Fahd'ı bile layık bulmazdın. Yaram kabuk tutmaya başladığında ve en çok ta anne olunca anladım ne demek istediğini; O boyun eğen kalbinden, ben dara düştüğümde demir pençelerini çıkardın hep evet bazı insanlar beni çok kırdı anne..''Bir insanı kahreden en kötü duygunun kin olduğunu öğrettiğinden ve beni k,m, zaman koşulsuz affettiğinden oldu bunlar...Bu yüzden sanırım hayatımı mahvedelere bile kızamadım. Ve yine bu yüzdendir ki hiç bir şeyim kalmadığımda avuçlarımda kimseyi suçlamadan defalarca başlayabildidim her şeye baştan.Ama artık zorlanıyorum galiba sıfır noktasını kaybettim hayatımın.Biliyormusun, yaş almanın''BÜYÜMEK'' demek olmadığını, Dostların ''ZENGİNLİK'' olduğunu, Hoşgörünün'' EZİLMEK'' olmadığını yüreğimin anayasası haline getiren sendin.Bu yüzden öğrenciliğimde Otelde temizlik yaparken de yüreğim kocamandı, kendi işimin patronu olduğumda da kocaman. Dikiş öğrenmeye çalışırken kumaşlarını mahvettiğim için, ERgenlik çağında '' Ben kimim?'' bunalımında çok ama çok kaldığım için, Emeğimin karşılığını alamadığımı düşünüp aksileştiğim için, '' Çocuğumu iyi yetiştirebiliyormuyum?'' kaygılarımla seni bunallttığım için, Sağlığımı kaybedip yatağa çakıldığımda seni canından bezdirdiğim için belki de senin kadar güçlü ve kabullenici olmadığım- olamadığım için beni affedermisin?

DNZDNZ
29.08.2015, 00:37
ANNELER NEDEN ÇABUK AGLAR

Küçük bir erkek çocuk, annesine sordu: 'Niçin ağlıyorsun?' 'Çünkü ben kadınım.' Diye cevapladı annesi.
'Anlamadım!' dedi çocuk. Annesi, çocuğu kucaklayıp 'Hiç bir zaman anlayamayacaksın!' dedi. Babasına 'Baba, annem niçin ağlıyor?' diye sordu. Babanın cevabı: 'Bütün kadınlar sebepsiz ağlayabilen yapıdadır' oldu.
Küçük çocuk büyüdü, yeti...şkin adam oldu, halâ kadınların niçin ağladıklarını keşfedemedi. Nihayet öldükten sonra cennete gittiğinde Allah'a sordu. 'Allahım!' dedi: 'Kadınlar niçin bu kadar kolay ağlayabiliyorlar?' Allah:'Ben kadınları özel yarattım! Tüm yaşamın
ağırlığını taşıyabilecek kuvvette olmasına rağmen başkalarına teselli verecek kadar yumuşak omuzlar, doğumun acısına olduğu kadar doğurdukları evlatlarının nankörlüğüne dayanabilecek iç kuvvetini verdim.
Başkalarının kuvvetinin kalmadığında; devam edecek azmi,
ailesinin hastalığında; yorgunluğa pabuç bıraktırmayacak kudreti verdim.
Her türlü şart altında, hatta kendilerini çok kötü incitseler de,
çocuklarını sevmek duygusallığını verdim. Bu duygusallık her yaştaki çocuklarının yaralarını sarmalarına, sorunlarını dinleyip paylaşmalarına yardım ediyor.
Kocalarını tüm kusurlarıyla sevmek kuvvetini verdim. Onlara iyi bir kocanın eşini asla incitmeyeceğini fakat bazen destek ve kuvvetini deneyecek davranışlarda bulunacağını anlayacak duyarlı bir zeka verdim.
Tek zayıflık olarak kadınlara bir gözyaşı verdim...
Tamamen kendilerinin sahip oldukları, ihtiyaçları olduğunda kullanmak üzere. İnsanlık için bir gözyaşı...' diye cevapladı...
Kadını güzel yapan şey ne saçı, ne vücudu, ne de kendini ne şekilde taşıdığıdır. Kadını esas güzel yapan sevgisini paylaşabilmesi, fedakarlığı, sorumluluğu, anlayışı, sadece bilgiye değil aynı zamanda kalbe de yönelik aklıdır.
Çay Keyfinde Hikayeler26532

DNZDNZ
17.10.2015, 13:48
"BİR ANNENİN OĞLUNA YAZDIĞI İBRETLİK MEKTUP"

Annemin sadece bir gözü vardı. Öteki gözü çukurdu, yani yeri boştu. Ondan nefret ediyordum. Çünkü bu durum beni arkadaşlarımın arasında utandırıyordu. Babam, ben daha küçükken bir kazada öldüğünden, ailemizi geçindirmek de anneme kalmıştı. Bunun için okulda aşçılık yapıyordu. İlk okulda iken bir gün annem bana "merhaba" demeye gelmişti. Sanki, yerin dibine geçmiştim. Bunu bana nasıl yapabilirdi.? Onu görmezden geldim, ona nefretle bakarak oradan kaçtım...

Ertesi gün sınıfta bir arkadaşım bana, "..Senin annenin sadece bir gözü var. Diğeri ne biçim.!" Dedi. Diğerleri de gülüşüyorlardı. O anda yerin dibine girmek ve de annemin ortadan kaybolmasını istedim.

Bu yüzden, o gün onunla karşılaşınca dedim ki:
-"Beni gülünç duruma düşüreceğine, ölsen daha iyi!.."
Annem karşılık vermedi. Sadece, tek gözüyle bana biraz baktı ve uzaklaştı gitti...

Dediklerim hakkında bir saniye bile düşünmemiştim, çünkü çok kızmıştım. Onun duyguları beni hiç ilgilendirmiyordu. Onu evde istemiyordum ama ev onun üzerineydi...
Çok çalıştım, kendime yeter oldum, sonunda Singapur'a okumaya gittim.
Bir süre sonra da evlendim. Birikimime borç ekleyerek kendime bir ev aldım.
Daha sonra çocuklarım oldu ve hayatımdan memnundum. Annemi unutmuştum...
Bir gün annem bizi ziyarete gelmişti. Öyle ya, kaç yıldır beni görmemişti.
Kapıya gelince, çocuklarım tek gözlü birini görünce birden korktular, sonrada güldüler.
"Babaanneniz" diyemedim. İçeri girince ilk fırsatta ona:
-"Evime gelip çocuklarımı nasıl korkutabilirsin.? Buradan hemen git.!" Dedim
Bu çıkışıma annem kısık bir sesle:
-"Kusura bakmayın, ben yanlış adrese geldim galiba.!" Dedi ve çıktı-gitti...
Aradan yine uzun bir zaman geçmişti.
Bir gün "mezunlar toplantısı" için okulumdan bir mektup aldım.
Karıma; "..iş seyahatine gidiyorum" diye bahane uydurdum.
Mezunlar toplantısından sonra, birden aklıma düştü.'Sadece meraktan' eski evime gittim.
Eski komşularımıza sorduğumda, "annemin öldüğünü" söylediler.
Önce biraz sevinç duyar gibi oldum ama içimde bir burukluk ve sızı hissettim.
Ben şaşkınca beklerken, "bana verilsin diye annemin bir mektup bıraktığını" söylediler.
Açtım ve okumaya başladım:

_En sevgili oğlum... Her zaman seni düşündüm.
Singapur'a gelip çocuklarını korkuttuğum için üzüldüm...
Mezunlar gününde geleceksin diye çok sevindim ve bekledim.
Ama; "seni görmek için yataktan kalkabilir miyim" diye çok düşündüm...
Seni büyütürken, 'tek gözümle' sürekli bir utanç kaynağı olduğum için de üzgünüm... biliyormusun biricik oğlum. .?
Sen küçücükken, babanla birlikte bir kaza geçirmiştin. Baban öldü fakat sen, bir gözünü kaybetmiştin. Bir anne olarak, senin tek bir gözle büyümene dayanamazdım...
Bu yüzden, babandan kalan tarlayı satarak, ameliyat masraflarına yatırdım.
İşte, şimdi o yeri boş olan gözüm var ya, onu sana vermiştim. Nakil çok başarılı geçmişti, hiç fark edilmiyordu. "O gözle, biricik oğlum görüyor ya..." diye çok mutlu oluyordum. Ana yüreği ya oğul, sana 'sen benim gözümle görüyorsun 'diyemedim...
Başarılarından dolayı seninle o kadar gurur duyuyordum ki, bu bana yetiyordu.
Her şeye rağmen, sen benim oğlumsun...
Bütün sevgilerimle... Annen.

Sadece 1 Anneniz Var. Annenizi Üzmeyin...

27712

DNZDNZ
04.11.2015, 11:31
Acılı anneden bir yıl sonra yürek burkan paylaşım


Anne Destiny Mantia, eşini ve minik oğlunu sonsuza kadar kaybettiği trafik kazasından bir yıl sonra Facebook’ta yürekleri dağlayan bir paylaşım yaptı. Bu paylaşım sosyal medyada öyle bir hızla yayıldı ki okuyan herkese derinden dokundu.


28012

İşte binlerce paylaşım alan ve herkesi derinden etkileyen o yazı:
“Bundan bir yıl önce tıpkı diğer günler gibi bir gündü… Eşim Corey, uyandı ve işe gitti. Oğlum Parker ve ben evdeydik ve tüm gün birlikte oyun oynadık. Sonra Corey de aramıza katıldı ve işle ilgili bir randevuyu beklerken tatlı oğluyla oyun oynadı. O iş sayesinde nakit paramız olacaktı ve buna ailemiz için ihtiyacımız vardı. Birkaç saat sonra hayatımızdaki her şeyin değişeceğini bilmiyorduk. Bir daha asla ortak bir geleceğimiz olmayacak. Birlikte kurduğumuz hayaller asla gerçekleşmeyecek. İlk evimizi asla satın alamayacağız. Parker’ın ilk saç kesimini, okula başladığı ilk günü asla göremeyeceğiz. Ailemiz asla büyümeyecek. Geleceğimizle ilgili bilmek istediğimiz her şey sona erdi ve bunun kararını bile biz veremedik…
İş görüşmesine giderken benim harika kocam arabayı kullanıyordu. Bense oğlumu emzirirken bir yandan da Mickey Mouse’u izliyorduk. Birden çok hızlı gelen bir sürücü yüzünden kafamı vurdum. Bu sahne sonsuza kadar kafamın içinde dönüp duracak. Bencil bir insanın hem alkol alıp hem de “Ben aracı sürebilirim” demesi yüzünden benim arka koltuktaki günahsız oğlum canından oldu! Ben ve eşim havada takla attık ve 24 saat sonra eşim yaşam savaşını kaybetti. Alkollü araç kullanan kadın bir ailenin mahvolmasına sebep oldu.
Hem içip hem de araç kullanmayı seçen bir bencil karar yüzünden ben dul kaldım. Artık bir meleğin 21 yaşındaki annesiydim. Geceler boyu kabuslarıma giren, 15 aylık bebeğimin otopsisine şahit olduğum binlerce fotoğraf gördüm. Birlikte olacağımız rüyalar sona erdi ve hiçbir zaman son bulmayacak acılarım başladı.
O gün, bir anne ve eş olan Destiny de öldü. Kendimi bulmaya çalıştım. Bu kadar güçlü olacağımı tahmin bile edemezdim. Birçok arkadaşımın, ailemin ve dul kalan kadınların destekleriyle ne kadar dipte olduğumu hissetmenin normal olduğunu anladım.

28010

Bu acı sadece hem alkol alıp hem de araba sürenlere ‘dur’ dediğimizde hafifleyecek. Siz de bir insanın hayatını kurtarabilirsiniz! Arkadaşlarınızın ve ailenizin alkollüyken araç kullanmasına izin vermeyin. Trafikteki kontrol noktalarını paylaşmayın. Bu davanın avukatı olun. Benimle kalın. Buna son verelim. Bir olay aslında çok olaydır. HEM ALKOL ALIP HEM DE ARAÇ KULLANMAYIN!”

28011